Facebook: Bir Paylaşım Sitesinden Çok Daha Fazlası

images-4666-24EF-59EEHatırladığım kadarıyla 2007 civarıydı. Bir iki arkadaşım bana geldiğinde, bilgisayarımı kullanmak isteyip, büyük bir hevesle “Facebook” adlı siteye girmek istemişlerdi. O zamana dek, Facebook, adını az çok duyduğum bir siteydi. Ama şifre girme   anındaki heyecanlarından, o anda ilerde adını daha çok duyacağımızı anlamıştım.

4 Şubat 2004 tarihinde, Harvard Öğrencisi öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan Facebook, öncelikle, Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan Facebook, iki ay içerisinde, Ivy ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar Facebook’ta mevcuttu. 11 Eylül 2006 tarihinde ise Facebook tüm e-posta adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı (http://tr.wikipedia.org/wiki/Facebook).

Bu hızlı gelişim sonrası, Facebook dünyada da hızla yayıldı ve kısa süre içerisinde, global çapta bir fenomene dönüştü. Bugün, 2013 yılında, Facebook’u olmayana anormal gözle bakacak bir duruma geldiğimiz söylenebilir.

İlk zamanlar, -sanırım 2007-2008 civarları- Facebook’ta abuk subuk oyunlar oynadığımızı hatırlıyorum. Yeri geldi vampir, cadı, kurt adam dövüştürdük; yeri geldi arkadaşların duvarında geyik muhabbeti yaptık. Sonrasında Farmville, Fishwille, Angry Birds vb. gibi oyunlarla, işi ilerletmeye başladık. Zamanla gittiğimiz yerlerin fotoğraflarını paylaştık, albümler yaptık. Fakat, bizi artık, gidilen yerlerle ilgili fotoğraf paylaşımları kesmemeye başlamıştı. Facebook da muhtemelen fark etmeye başlamıştı bu durumu. Kendini sürekli güncelliyordu ve her seferinde, bu güncellemelerden rahatsız olsak da, bir şekilde alışıyorduk kendisine. Zamanla özel hayatımızı, ilişki durumumuzu ve ruh halimizi de birkaç cümleyle paylaşmaya başladık. Sokakta görsek selam dahi vermeyeceğimiz insanların, hakkımızda bu denli bilgi sahibi olmasından hiç rahatsızlık duymuyorduk.

Yazılan her ileti ve yapılan her paylaşıma eklenen, “like/comment” özelliği ve bunun yanında, gidilen yerleri belirtmeye yarayan “check-in” özelliği olayı bambaşka bir noktaya götürmeye başlamıştı. Artık adeta Facebook’ta yaşamaya başlamıştık. Bu durum, zamanla, zihnimde bir takım sorular oluşturmaya başladı.

Bir insan, neden, itinayla mesela her Pazar kahvaltısının fotoğraflarını Facebook’a koymak ister? Ona bunu inatla her hafta yaptıran dürtü nereden gelmektedir? Paylaştığı yemek resimleri beğenildikçe, ne tür duygular hissetmektedir? Neden her gittiği yerin görülmesini ister? Ve neden bu görülmek istenen yer, her zaman ortanın üstü yerlerdir (isimlerini hepimizin bildiği) de mesela Pideci Haydar değildir? Özelden yapılabilecek herhangi bir buluşma daveti, neden herkese açık şekilde yapılır? Ve devamında bu geyik neden herkese açık şekilde çevrilmeye devam edilir? Neden bulunduğu ülke ve topluma ait söyleyebileceği tek bir cümle dahi yokken, dünyanın en kötü yazarının yazılarını paylaşarak ülkesini kurtarmaya çalışır?

Bu sorulara verilecek hem çok fazla hem tek bir cevap olabilir. Önemlilerinden biri olarak gördüğüm ve yazıyı üzerine kurmak istediğim cevaplardan biri ise: “Yalnızlık hissi”.

Kısaca “sistem” olarak adlandırdığımız şey, bize çok uzun yıllardır:

“İyi ve başarılı olmak, çok para kazanıp hayatını garantiye almak için, çok çalışmalısın” diyor.

Varlığımızın farkına dahi varamadan, bir şeyler başarmak için, amansız bir rekabet içindeyiz uzun senelerdir. İçindeki sesi dinleyenlerin sesi günden güne azalıyor gibi. Sanki amansız bir makineleşme süreci, günden güne içine çekiyor bizi. Bu durumun sonucunda, içinde bulunduğu hayatı, bilinçli olarak seçtiğinden emin olmayan birçok insan tanıyorum. Bundan daha kötü bir his olabilir mi yeryüzünde?

Bunun getireceği yabancılaşma ve yalnızlık hissini, sanal alemde yaptıklarımızla dengelemeye çalışıyor olabilir miyiz? Bu durumu destekleyici şekilde; son araştırmalar davranışlarımızın %98’ini bilinçaltımızın yönettiğini gösteriyor. Yalnızlık hissi derinlerde sürekli hissettiğimiz bir olguysa; bunu dengeleme girişimimiz için, sanal alem, bulunmaz bir nimet olacaktır. Çünkü, sanal alem; etrafımızdakilerin en kısa yoldan onaylarını almak için bulunmaz bir mecra, bunun da ötesinde, gelecek beğenilerle birlikte, kendimizi kandırmamız için de bulunmaz bir mecra. Facebook, tam bu noktada, mükemmel şekilde imdadımıza koşup, adeta hayatımızı kurtarmış gibi görünüyor. Sanal dostlar yaratarak daha “anlamlı” hissetmemize yol açıyor. Bu yüzden bu “dostlara”, yediğimiz, içtiğimiz her şeyi, gittiğimiz her yeri göstermek için, dayanılmaz bir istek duyuyoruz diye düşünüyorum. Samimiyetsizliğin doğumu, kaçınılmaz hale geliyor.

Samimiyetsizliğe bulanmış bu maskelerle ve yorumlarla dalga geçmek için, Ekşi sözlük’te “Burcucum çok güzel çıkmışsın” diye klasikleşmiş bir cümle vardır. Kahramanımız, Burcu’nun hayatındaki son gelişmelerden, zevklerinden, fikirlerinden, hobilerinden vb. haberi olmayabilir ama mesela Burcu’nun fotoğrafına yapacağı iltifatla, tüm bunları öğrenme zahmetinden kurtarmış olur kendini. Fotoğrafı gerçekten beğenip beğenmediğine ise girmiyorum bile.

Bu kalıba örnek olarak; son zamanlarda en çok güldüğüm olay, bir arkadaşımın, banyoda fotoğrafını çekip, paylaşan bir kızın fotoğrafının altına; “Banyocum çok güzel çıkmışsın, fayansların çok yakışmış” yorumunu yaparak; ince bir dokundurma gerçekleştirmesiydi. Kız herhangi bir cevap vermemişti ama yorumu da silmemişti. Belki de, anlayamamıştı.

Ben de bir gün, mesela meşhur Pazar kahvaltısı resimlerinden birinin altına:

“Peynircim çok güzel çıkmışsın, salamla çok yakışmışsınız canımmm” yazmayı planlıyorum. Bir gün gerekli cesareti toplayabilirsem, bu eylemi kesin gerçekleştireceğim.

Sonuç olarak, artık, Facebook hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Kişiler, hayatlarını gerçek anlamda sorgulamaya başladıklarında; etrafındakilere bir şeyler ispatlama derdinden uzak, gerçekten hissederek yaşamaya başladıklarında; yalnızlık hissinin düşüşe geçeceğini ve buna paralel olarak, Facebook’un şu anki önemini kaybedeceğini düşünüyorum. Her zaman olduğu gibi, bir şeyin değişimini, yine toplumların talepleri belirleyecek ve Facebook belli bir zaman sonra belki de hayatımızdan çıkacak.

Bu durumun farkında olan Facebook, yeni özelliklerle üyelerin ilgisini sıcak tutmak için, elinden geleni yapacaktır. Sanırım Mark Zuckerberg’in, çok iyi tekliflere rağmen Facebook’u hala satmıyor oluşu; altın yumurtlayan tavuğu elden çıkartmamak gibi görünse de, ben bunu önümüzdeki dönemde bizi yeni sürprizlerin beklediği olarak yorumluyorum.

Yani daha yapılacak çok doğum günü tebriği, gidilecek ve paylaşılacak çok sayıda ciks mekan, gösterilecek çok fazla pazar kahvaltısı resmi var.

Özetle; Burcu çok güzel çıkmaya, bir süre daha devam edecek…

Not: Bu yazı 17 Nisan 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar