Türkiye’nin En Büyük Otomotiv Grubunda Dolandırıcılık Rezaleti

dwdwdq-8A23-F4F9-D911Geçen hafta yakın bir dostumun, Türkiye‘nin en büyük otomotiv grubunda yaşadığı rezaletle ilgili bu yazıyı yazmak istedim. Bu grup aynı zamanda bankacılık, enerji,  inşaat, medya gibi birçok sektörde boy gösteren, son 12 yılda karını katlamış bir grup. İsim vermeye gerek yok zira okuyanlar hangi grup olduğunu anlamışlardır. Yapılan şark kurnazlığıyla ilgili bu yazının her yere ulaşmasını diliyorum. Radikal’in bu konulardaki duyarlılığı ve ulaştığı insan sayısının fazlalığı nedeniyle, burada bu yazıyı paylaşmak istedim.

Belirttiğim gibi yazının başrollerinde dostum ve henüz 2 aylık eşi var. Bu noktada olayı direkt onun ağzından aktarmak en doğrusu.

“Geçen Cuma aracımı X Oto’nun Kartal’daki servisine teslim ettim. Eşimin yüzüğünün ön cam havalandırma boşluğuna kaçtığını söyledim ve çıkartılıp çıkartılamayacağını sordum. Arabanın ön göğsü sökülürse çıkacağını belirttiler. Pazartesi günü Kartal’dan telefon aldım. Söküm işlemine başlayacaklarını söylediler. Aynı akşam arayıp iki adet yüzük çıktığını (bir alyans bir taşlı yüzük olmak üzere) söylediler. Sevinçten havaları uçtum tabii. Ertesi sabah (Çarşamba) 8’de servise gittim; yüzükleri teslim aldım. Alyans ile tektaş lastikle birbirine bağlı şekilde bana verildi. Tek taşı o an için çok net hatırlayamıyordum, yazdan beri oradaydı, ama alyans o alyanstı sonuçta içinde ismimiz yazıyordu. Zaten X Oto olduğu için, herhangi bir şeyin başıma geleceği aklımın ucundan geçmedi. Yüzüğü aldığımı beyan edip; kağıdı imzalayıp teşekkür ettim ve çıktım.

Beş dakika olmadan yolda yüzüğe tekrar bir bakmak istedim, yıpranmış mı zarar var mı diye düşündüm. Tek taş bana bir garip geldi. Biraz basit duruyordu. Eşimi aradım ve tektaşın sertifikasına bakıp; fotoğrafını çekip bana yollamasını istedim. Sertifikalarda yüzüğün fotoğrafı da oluyor. Resim geldiğinde aldığım tektaşın başka bir yüzük oldugunu görüp şok oldum. Elim ayağım titremeye başladı. Hemen geri döndüm ve servise durumu anlattım. Servis yetkilisi ve servis hizmetlerinden sorumlu elemanın yanına gittik. O da “Nasıl? Olamaz” falan dedi. Beklettiler. Sonrasında Satış Sonrası Hizmetleri Müdürü Zeynep Hanım diye biriyle görüştürdüler.

Durumu özetledim; eşim tektaşın sertifikasının resmini gösterdi. “Evet bu değil gibi duruyor; gerçi ben hiç anlamam” diyerek gayet kurumsal bir ağız kullandı. Sonrasında Maltepe Park’a gidip; orijinal mi değil mi sorgulayalım dedik. Üç tane pırlantacı gezdik ve direkt sahte olduğunu söylediler. Zaten dediğim gibi model toptan farklı, bu taşın oturduğu tırnaklar olur; bizimki dört, verdikleri altı tırnaklı. Çalan kişi imitasyon bir tektaş yüzüp koymuş. Eşimle birlikte servise döndük. Bölge Direktörü Bülent Bey geldi ve kendisini tanıttı. Pazarlama Müdürü, Servis Sorumlusu ve Zeynep Hanım’la ben ve eşim yaklaşık iki saat konu üzerine konuştuk. Bülent Bey, mevcut durumda ellerinde kimseyi itham edebilecek done olmadığını, durumu soruşturacaklarını ancak soruşturma sürerken bizi bekletmek istemediğini belirtti.

Mağduriyetimizi gidermek istediğini belirtti ve “Keşke yaşanmasaydı ama oldu” deyip; el sıkışıp ayrılabileceğimizi ve aracımı tekrar oraya getirebileceğim bir durumu sağlamayı istediğini ve sonuçta bizim karşımızda bir insan olarak olduğunu söyledi. Gayet anlayışlı görünüyordu. Hukuksal olarak baktığında ellerinde yüzüğü sorunsuz bir şekilde teslim aldığıma ilişkin kağıt olduğunu ve kurumsal ağızla konuşsa ellerinde kağıt olduğunu belirteceğini ama bizzat gelip bizi dinlemek istediğini belirtti. Mağduriyetimizi gidermek için ilk etapta 3000 TL’lik navigasyon cihazı takabileceklerini ya da önümüzdeki 5-6 servis hizmetini ücretsiz yapabileceklerini, bu şekilde benden çıkan parayı telafi edebileceklerini belirtti. Bana o noktada bu çözüm makul gelmişti çünkü sonuçta yüzüğü çalan adam almış ve yerine de uyduruk bir şeyi koyup gitmişti.

Eşim yüzüğün manevi değeri olduğunu; benim onu çizdiğimi ve yaptırdığımı; onunla evlilik teklifi ettiğimi ve bize sahte bir yüzük verilmek suretiyle aptal yerine konduğumuzu; bu kişinin bulunması gerektiğini söyleyince, adam zaten konuyu kapatmayacağını; üstlerine ve genel müdüre bildireceğini ama manevi kaybımızı karşılayamayacağını, en azından maddi olarak karşılayabileceklerini söyledi. Eşim diretince adam genel müdür ile görüşeceğini belirtti ve sertifika bilgilerinin alınıp; bu ölçekte bir yüzüğün ne kadar ettiğini ve bunun tamamını mı bir kısmını mı karşılamak konusunda genel müdürle görüşeceğini belirtti. El sıkışıp ayrıldık.

Yarım saat sonra yine aynı adam aradı. Bizden sonra iki ustasıyla daha görüştüğünü  ve araç açılırken iki ustanın da başında durduğunu ve çıkardıkları yüzüğün o yüzük olduğunu söylediklerini belirtti. Ben yüzüğü yaptıran ve onunla evlilik teklifi etmiş biri olarak, yüzüğü elime aldığımda tanıyamayıp; teslim aldığıma ilişkin imza attıktan sonra yolda farkedip geri dönerken, usta başlarının iki dakika bile görmedikleri taşlı bir yüzüğü, bu kadar detaylı nasıl tespit edebildiklerini sordum ve verdiklerı sözleri hatırlattım. Ama adam suçlamamızın çok büyük olduğunu ve itham ettiğimizi soyledi. Ben de evet büyük bir suçlama olduğunu ve yarım saat önce odada da aynı büyük suçlamaları yaptığımı; aksi halde eşimle dolandırıcı olmamız gerektiğini söyledim. Zira aracımı oradan aldığımı, rutin kontrollerimi aynı yere yaptırdığımı ve kazasız orijinal aracımı bozduğumu ve 750 TL para verip ön takımın tamamını söktürdüğümü söyledim. Önceden plastik yüzük atıp pırlantaydı diyorum (bu arada eşimin alyansı da oradaydı, alyansı verdiler tektaş çalınmış; ön tarafta kaydırmaz bez vardı. Sahil yolunda giderken eşim elini kremlerken çıkardı ve ışığa yetişemeyince ani fren yaptım ve yüzük de yuvarlanıp cama doğru gitti) ve böyle bir dolandırıcılığa girişiyorum; o halde asıl onların iddiasının çok büyük olduğunu belirttim. Ayrıca bana yüzük bulunamadı demiyorlar. Çıkan yüzük buydu diyorlar. Ağırıma giden; kahrolduğumuz şey o. Sertifikasını gösterdik.  Bu durumda ya ben dolandırıcıyım, yani eşimle böyle bir meslek edindik; bu anlamda otuz yaşımıza kadar sabıkamız yok ve belirli bir sosyal statüye sahip insanlarız. Sanırım nitelikli dolandırıcılık işiyle iştigal edebilecek bir durumumuz yok.

Bir aydır sigarayı bırakmıştım; bu olay yüzünden sigaraya başladım ve eşim konu her açıldığında hüngür hüngür ağlıyor. Hazmedemiyoruz. Resmen dolandırıldık ve masum insanları suçlamakla itham edildik. Durup dururken ortaya ithamlar atan, pislik insanlar oluverdik ve imza attığımdan hukuksal olarak manevra kabiliyetimiz de düşük.

Ama ben oraya Ermeni pırlanta ustasıyla mı gitmeliydim? Teslim aldım demeden önce gerçeklik testi yapmak zorunda mıyım? Ben alyansı gördüm ve yanında da taşlı yüzük vardı. Böyle bir polisiye kurgu kimin aklına gelir? Hatta sertifikaya bakmadan evvel ilkin ben yanlış hatırlıyorumdur dedim. Orijinal arabam bozuldu ve 750 TL verdim. Sigaraya başladım. Evlilik teklifi ettiğim ve  kendi yaptırdığım 32 karat yüzük çalındı. Aptal yerine konduk ve mağdur edildik. O saatten beri tek gündemimiz bu. Yaşam zevkimizi öldürdüler.

Dün ilgili markada çalışan bir kadın aradı. Durumu anlayışla karşıladı ve epey şaşırdı. Özellikle bölge direktörünün ilk önce çeşitli hizmetler vaadedip; sonra hiçbir aksiyon almayacaklarını belirtmesini fazlasıyla garipsedi. Yaptırım güçleri ne derece vardır bilmiyorum çünkü olay bildiğin genel müdüre intikal etti.  Adam hiçbir aksiyon almamamızı söyledi çünkü herhangi bir ödeme yaparlarsa suçu kabul edecekler ve bu bir skandal. Adamlar ellerindeki kağıtların varlığına güvenip; olayı kapatma yolunu seçtiler. Gerçekten de bu herkese büyük ders olsun. Kurumun çapı düşünülünce dünyada yaşanmaz denilen olay yaşandı. Ve yüzük bir gece orada kaldı. O gece nerede sakladılar? Kasada mı ya da hangi personelde? Yüzük kimden kime teslim edildi? Çıkartıldığında sonuçta orijinaldi. O arada geçen sırada kimde ise o kişi değiştirdi. Bu tespit edilebilir bir şey ama adamların genel tavrı net değil. Mevcut durumda hırsızlık var da yok da demediler. En azından mağduriyetimizi gidermek için bir şeyler yapacaklardı ama sonra genel müdür ile konuşup tamamen verdikleri sözleri yuttular.  Sanki yeni bir olaymış gibi suçlamamızın çok büyük olduğunu söylediler.”

Olayın özeti bu. Ortada gerçekten de çok büyük mağduriyet ve haksızlık var. Söz konusu ülke Türkiye olunca, yine klasik bir şark kurnazlığı hikayesiyle karşı karşıyayız. Arkadaşım verdiği paraya mı üzülsün yoksa manevi açıdan kaybına mı? Maalesef tipik bir hem suçlu hem güçlü durumu söz konusu. Ben bu hikayeyi mümkün olduğunca her yerde anlatmaya çalışacağım. Umuyorum ki bu yazıyı okuyan herkes de aynısını yapar ve ilgili grubun bu tutum ve davranışlarına karşı en azından bir parça farkındalık oluşur.

Not: Bu yazı 18 Aralık 2014 tarihinde Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar