Adam

2999668-fotokritik-fotografiKendini son zamanlarda olduğu gibi bir iş çıkışı yine sahile attı. Deniz ona iyi geliyordu. Huzur veriyordu. O’na, artık çok uzaklarda olduğunu bildiği bir şeyi hissettiriyordu: Özgürlük.

“Aman be yine başladın aynı klişeleri tekrarlamaya. Özgür hissetmen için illa denize ihtiyacın varsa bitmişsin oğlum sen. Ayrıca kim gerçekten özgür ki bu hayatta” diye söylendi.

Bağımlılıktan nefret ederdi. Ama etrafında bağımlı olduğu o kadar çok şey vardı ki. Kuşatılmıştı. Farklı bir adım atmasına asla izin vermeyeceklerini biliyordu. Ya da bu şekilde düşünmek onu rahatlatıyordu. Yine kendine acımaktan kendini alamadı.

Son zamanlarda buraya ne zaman gelse bir şey dikkatini çekiyordu. Ayakkabı boyacısı bir çocuk. Havanın sıcağına soğuğuna bakmazsın her gün aynı şevkle işini yapıyordu. Ona baktığında kendine acıdığı için içini bir öfke kaplıyordu. “Korkaksın, koca bir korkak!” diye söylendi.

O çocuğun hayalleri olduğunu biliyordu. Bunu hissediyordu. Çocuktaki şevkin altında gizli olan şey o muydu? “Hayaller.”

Peki adamın hayallerine ne olmuştu? Nereye gömmek zorunda kalmıştı onları?

Adam her gün, iş çıkışı aynı saatte bu çocuğu gözlemleyerek, aynı soruları soruyordu kendine.

Hayallerini gerçekleştirmekten, en azından denemekten neden bu kadar korkuyordu?

Sonunda çocukla tanışmaya karar verdi. Bu çocukta farklı bir şeyler olduğuna emindi. Çocuğa yaklaştı ve ayaklarını uzattı. Hayatında hiç ayakkabılarını boyatmamıştı. Ayakkabılarını hep kendisi boyardı. Aslında, ayakkabılarını boyatmaktan nefret ederdi. O yüzden ilk anda ne yapacağını bilemedi. Ama çocuğun hareketleriyle rahatladı ve yine düşünmeye başladı. İlk adımı tabii ki o atacaktı.

Çocuk sanki konuşmaya hazırmış gibi bir anda anlatmaya başladı. Kaç senedir bu işi yaptığını, kaç yaşında olduğunu, kaça gittiğini, kaç kardeş olduklarını detaylıca anlattı. Adamın tahmin ettiği gibi çocuğun zor bir hayatı vardı. 13 yaşındaydı ve 5 kardeşti. Babasının doğru dürüst bir işi yoktu. Annesi çalışmıyordu. Bu yüzden eve katkıda bulunması gerekiyordu. Söz konusu ülke düşünülünce ortalama bir hikayeden farklı bir durum yoktu. Fakat çocuğun söyledikleri içinde bir cümle adamı şaşırttı ve anlatılana dikkatini daha da vermesini sağladı.

“Ben okumayı çok seviyorum ağabey. Kitaplar da biraz pahalı. İstediğim kitapları alabilmek için de çalışıyorum. Ama bizimkiler bunu pek anlayamıyor. Hatta annem kitaplara o kadar çok para harcadığım için kızıyor. Ama elimde değil ağabey. Kitap okurken sanki tüm sıkıntıları unutuyorum. Bana çok iyi geliyor. Annem kitap okuduktan sonra düşünceli ve dalgın oluyorum diye kızıyor. Ama ben düşünmeyi de çok seviyorum ağabey. Okurken bazen kafam karışıyor ama anlamaya çalışıyorum. Onun için de düşünüyorum.”

Adam hiç beklemediği bir anda, farklı bir hikayeye maruz kalmıştı. Elbette bu hayatta kitap okumayı seven birçok kişi vardı. Ama çocuk henüz 13 yaşındaydı ve sanki kitaplardan 30 yıllık bir okuyucu gibi bahsediyordu. Anlatırken gözleri parıldıyordu. Ve bunca sıkıntı içinde, kitaplara bu kadar vakit ve para ayırması gerçekten de fazla yaşanan bir durum değildi.

Adam, o anda kendi kütüphanesini aklına getirdi. Kitap paylaşmaktan nefret ederdi ama buradaki durum farklı olacaktı. Okuduğu kitapları çocuğa hediye edecekti. İlk kez bu takıntısının da zihninden tamamen çıktığını fark etti. Sanki takıntısı hayatından çıkmak için böyle bir anı bekliyordu.

Bu teklifi yaptığında, çocuğun gözleri parladı ve sevinçten neredeyse ağlamaklı oldu. Adam çocuğa yaklaştığı ve hikayesini öğrendiği için çok mutlu oldu. Bir hayata dokunmanın ne demek olduğunu bir kez daha hatırladı.

Bu çocuğu aylardır gözlemliyordu. Aylardır hikayesini merak ediyordu. Ve şimdi her şeyi öğrenmesi yalnızca 10 dakika sürmüştü. O 10 dakika ona çok şey öğretmişti. O 10 dakikada bir çocuğu mutlu etmenin nasıl hissettirdiğini tekrar öğrenmişti.

Ertelediği hayallerini düşündü. Onlar da çocuklarla ilgiliydi. Kitaplarla ilgiliydi. Sorgulamakla ilgiliydi. Ve inanılmaz şekilde hayat, bir anda üçünün karışımını karşısına çıkarmıştı. Sanki bir mesaj söz konusuydu. Birçok tesadüfün bir araya gelip, onun için hazırladığı bir mesaj. Ve bu sefer, buradaki mesajı almaya karar verdi. Sonunu hiç düşünmeden.

Adam o akşamdan sonra işe bir kez daha gitti. İstifasını vermek için. Nelere sahip olduğunu düşündü. Hepsini riske edecekti. Ama içinde en ufak bir kaygı yoktu. Kendi hikayesi yeni başlıyordu.

Ve Bir Sabah Bir Başbakan Ülkesine Ateist Olduğunu Açıkladı

32dd5a181a1b6724abb91d303ac94eaa-1287-ADAE-C237Ve bir sabah, uzak bir ülkede bir Başbakan ateist olduğunu açıkladı. Ama grup toplantısındaki açıklamaları bu kadarla kalmıyordu. Nefes almadan hep konuştuğu konular hakkında açıklamalar yapmaya devam ediyordu. Yaptıkları hizmetleri, ülkeyi nereden nereye getirdiklerini anlatıyordu. Fakat olan olmuştu. Tüm kitle iletişim araçları kilitlenmişti. Herkes neler olduğunu düşünüyordu.

Bir anda herkes televizyonun, bilgisayarının başına koşmuştu. Piyasalarda korkunç dalgalanmalar başlamış, ülkenin parası yabancı paralar karşısında muazzam değer kaybediyordu. Başbakan; konuşmasına “Ne zamandır düşünüyordum ve sonunda bize anlatıldığı şekilde bilinçli bir yaratıcının olmadığına karar verdim. Elbette bu durumu yıllarca ülkemin geleceğini göz ederek hemen açıklamadım. Ama artık daha fazla içimde tutamıyorum. Halkım beni anlayacaktır.”

Ülkede bir anda gündem değişiyordu. Her kanalda saatlerce süren açık oturumlar yapıldı. Herkes şoktaydı. İnsanların aklında tek bir soru vardı: “Partilerin oy oranları değişmiş midir?”

Seçim anketlerini hazırlayan şirketler hemen iş başına geçmişlerdi. Sonuçlar istikrarın geleceği açısından korkunçtu. Ülkeyi uzun süredir yöneten, ufak tefek dönemsel düşüşler hariç hiçbir şekilde oy kaybetmeyen bir partinin oy oranı yüzde 5’e düşmüştü. Hemen hemen tüm anketlerde aynı sonuçlar çıkıyordu. Neler oluyordu? Nice yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik, kastedilen hayatlar, bitmeyen kadın cinayetleri, nefret suçunu körükleyici söylemler, bir türlü değişmeyen yasalar. Hiçbir şey onlara güç kaybettirememişti. Kaybettirecek bir takım gelişmeler vardı ama ani bir değişime yol açmıyordu. Ama yalnızca bir kişinin, inancı konusundaki değişim dengeleri alt üst etmişti. Piyasalar berbat haldeydi.

Gözleri yaşlıydı. “Neden böyle oluyor” diye soruyordu. “Ne yaptım ki ben? Ne dedim? Kimin kalbini kırdım? İnsanların ölümünü mü göz ardı ettim? Birilerini hedef mi gösterdim? Önüme geleni aşağılayıp küçük mü gördüm? Halkımın özgürlüğünü kısıtlayacak yasaları kafama göre mi çıkarttım? Hangi haksızlığı yaptım da bu halk benim vicdan özgürlüğümü yargılıyor? Suçum bir anda 180 derece dönmek mi?”

Hiçbir konuşma bu durumu değiştirmiyordu. Yıllardır ülkeyi yöneten partinin oy oranı seçim anketlerinde yüzde 5’e düşmüştü. Kriz içinde 1-2 yıl geçiren ülke, sonunda o partiyi iktidardan almış ve gerçekten inançlı bir lider seçmişti. Ateist olan eski liderlerini bir daha siyaset sahnesinde gören olmadı. Hikaye sona erdi.

Not: Bu yazı 11 Şubat 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.