Alo Fatih Hattı

fath4-AA85-8916-F94DFatih Altaylı’nın düştüğü durum, son zamanlarda Türkiye’de belki de bir gazetecinin düştüğü en sıkıntılı hal. Fatih Altaylı; Cüneyt Özdemir’in programında kendisine yapılan baskıları mümkün olduğunca yanıtlamaya çalıştı ama açıkçası zaman zaman da zor durumlara düştü. Kendisine meslek hayatı boyunca baskı yapıldığını, birçoklarına nazaran kendisinin daha dirençli olduğunu belirtti. Bu baskıyı, çoğu zaman birçok kişiden daha güçlü bir şekilde göğüslediğini ve gazetesine yansıtmadığını açıkladı. Fatih Altaylı birçok konuda eleştirilebilir. Ama maalesef haklı olduğu bir konu var. Türkiye’de medyaya baskı her zaman vardı ve muhtemelen de olmaya devam edecek.

Genel olarak yapmaktan bıkmadığımız şey, herhangi bir olayda, hemen bir günah keçisi yaratıp; insanlar yerin dibine batırmak. Fatih Altaylı Türkiye’deki tüm kokuşmuşluğun tek sorumlusu değildir. Güce tapma alışkanlığı olan, birçok açıdan hastalıklı olarak görülebilecek bir kültürün tek suçlusu değildir. Birçok kişinin, bulunduğu pozisyonu, birçok kaygı nedeniyle yalakalıkla koruduğu bu iklimde, Altaylı’yı bu kadar dile dolamak bir parça haksızlık gibi görünüyor.

İş yerinde, bilinç olarak bizden çok daha geride olduğunu hissettiğimiz, ancak bir zamanlar, bir şekilde bir işi bizden daha iyi öğrendiği için idare etmek zorunda olduğumuz yöneticileri düşünelim. Bu şekilde yaşayan yüzbinler varken Altaylı’ya uzaylı muamelesi yapmak ne kadar doğru? Elbette burada etik açıdan farklı bir durum söz konusu ama roller değişse eminim ki büyük çoğunluk Altaylı’dan farklı davranamazdı.

Faşizan bir baskıya gösterilememiş bir tepki mevcut ama bulunulan pozisyonu korumak diye bir şey var ki her şeyden tatlı. Süregelen hayat standartı ve kalitesini koruma hissinin yanına, bir de “Ben bu baskılara karşı çıkıp bıraksam da zaten başkası gelirse de aynısı olur” düşüncesi gelince, çekip gitmek hepten zor bir hale geliyor. Zihin, vicdanla aynı yolda yürümeyi bırakıyor. Bu şekilde düşünmek elbette bu durumu meşru kılmamalı ama “İstifa etseydin!” demek de yine uzaktan ahkam kesmekten farksız.

Tabii tüm konuşmaların bu denli ortaya döküldüğü bir ortamda, madem Altaylı medyaya yıllardır yapılan baskıların bu denli farkında, bundan sonra genel yayın yönetmeni olduğu gazetenin çizgisini hep birlikte takip edeceğiz. Altaylı, Roboski ve benzeri birçok kayba yol açan olaylarda, zamanında boy boy manşet attırdığını söylüyor ve yine birçok konuda en muhalif gazetelerden biri olduğunu iddia ediyor. Ben Habertürk’ün gazetesini hemen hemen hiç okumadım ama televizyon kanalının çizgisinin, özellikle 31 Mayıs 2013’ten beri fazlasıyla farkındayım. Ama bundan sonra, kesinlikle mümkün olduğunca Habertürk gazetesini de almaya çalışacağım.

Not: Bu yazı 13 Şubat 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Radikal.com.tr; Hurriyet.com.tr’ye Dönüşmesin

radikal-logo-buyuk-500x500-5f75-1992-a03f-83BC-88FD-99ECBu yazı, Radikal Blog’da ön saflarda yer alır mı? Açıkçası bilmiyorum. Ne olursa olsun, tanıdığım Radikal’i düşününce alma ihtimali yüksek.

Bir süredir, Radikal’in web sitesine girdiğimde, eskiye nazaran daha farklı haber başlıkları görüyorum. Futbol ve magazin ağırlıklı, tek cümlenin cımbızla çekilip manşet yayıldığı bir yayıncılık anlayışı, sanki burada da hızla yayılıyor. Ve tam da birkaç gündür bu şekilde düşünüyorken, ilginç bir tesadüf olarak, bir haber önceki gün dikkatimi çekti. Haberde, adeta, bir değişimin doğal sonucu açıklanıyordu:

http://www.radikal.com.tr/turkiye/yuzde_128_cogaldik_tesekkur_ederiz-1143772

Görüldüğü gibi, bir süredir farklılaştığını hissettiğim yayın politikası, meyvelerini hemen verdi ve “tık” sayısı arttı. Elbette bu tıklar, Ayşe Hür’ün tarihle ilgili yazılarından dolayı artmadı. Hakkını yemeyeyim; elbette Radikal’in Gezi Parkı sürecindeki tutumu, bu tarz bir gazeteyle ilgisi olmayanların da dikkatini çekti. Radikal’i sürekli takip edenler için böyle bir duruş şaşırtıcı olmadı. Ama ilgideki bu artışın, yalnızca bu süreçle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Son aylarda, ortalama spor ve magazin haberlerinin ana başlıklarda çok fazla yer almaya başlaması ve alış biçimi de niceliği artıran önemli sebeplerden biri. Peki ya nitelik?

İyi bir Radikal okuru olalı 4-5 sene falan olmuştur. Ondan önce, Radikal’le birlikte zaman zaman ana akım medyanın internet sitelerine de giren biriydim. Oradaki saçma haberlere tıkladığım zamanlar da oldu. Genel olarak, özellikle Hürriyet’le -ve zaten kısa süre sonra Milliyet-Vatan gibi gazetelerin siteleriyle- kopuşum, bir travestinin öldürülmesiyle ilgili yapılan, “Öldürülen travestinin fotoğrafları için tıklayınız” deyip, orada muhtemelen internet sitesinden alınmış yarı çıplak fotoğrafların olması oldu. Ölmüş bir insanla, bu insanın cinsel tercihi sebebiyle oluşabilecek potansiyel ilgiyi birleştirerek habere olan ilgiyi artırma amaçlı, iğrenç bir  habercilik anlayışı. Tutulacak hiçbir yanı yok. Bu durumun yarattığı mide bulantısı sonrası, bir daha Hürriyet’in sitesine girmedim.

http://www.sonsayfa.com/Haberler/Medya/Hurriyet-ve-Vatana-travesti-tepkisi-113961.html

Bizim ailenin ortalama Ulusalcı/Kemalist yapısı gereği, dedemler ve ailem kendimi bildim bileli Hürriyet alırlar. Annemle birkaç sene öncesine kadar, zaman zaman bunun tartışmasını yaptığımı hatırlıyorum. İnsanları idealize ettiğim, hikayelerine saygı duyma konusunda zorlandığım dönemlerdi. Hürriyet’in neden popülist ve ucuz bir gazete olduğunu açıklamaya çalıştığım zamanlar oldu. Sonrasında, böyle bir çalışmanın mantıksız ve hatta ukalaca olduğunu anlayacaktım.

Hayatta spor da magazin de olacaktır. Olmalı. Hayat yalnızca ciddi konularla geçen bir şey değil. Bu haberleri de takip etmek isteyenler olacağı için, bir gazete o tarz haberler de verecektir. Sonuçta ben de kendimi bildim bileli futbolu takip eden biriyim. Ama bu ilginin karşılığı sadece tık üzerine kurulu ve tıklandığında yalnızca 2-3 cümleden ibaret ortalama bir haber mi olacaktır? Söz konusu Radikal gazetesiyse, böyle bir anlayış, Radikal’in yalnızca kalitesini düşürür.

Birçok insan, Radikal’i sevme sebebi bu değil. Hayat, biraz da değerlerin çarpışmasının hikayesidir. Eğer olay sadece ekonomi ve reklam alma üzerine kuruluysa, Radikal gibi bir gazete, daha farklı şeylerle de gelirini artırmayı amaçlayabilir. Ucuzluk, kısa vadede kazandırır, uzun vadede dönüp bakmışsınız ki ortada sadece koca bir hiç var.

Birçok insan, nitelikli bilgi ve analiz için bu siteyi ziyaret ediyor. Bu insanların dünya görüşleri de büyük benzerlikler taşımakta. Ama olay yüzeysel bir yayıncılık anlayışına doğru gidecekse, bu durum, Radikal’i tarafsızlık, vicdan, dürüstlük, hümanizm, anti-militarizm, çevre, edebiyat gibi sebepler nedeniyle alanları uzun vadede kaçırabilir.

Nicelik; hiçbir zaman belirleyici değildir.

Ne en çok okunan kitap dünyanın en iyi kitabıdır, ne en çok izlenen film dünyanın en iyi filmdir, ne de en çok okunan gazete dünyanın en iyi gazetesidir.

Zihnimi zorlayan ve ufkumu açan ama satış rakamı 5000’i geçmeyen bir gazeteyi, Posta gibi bir gazeteye bin kere tercih ederim.

Seçim; Radikal’in.

Not: Bu yazı 30 Temmuz 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.