Hande Kader

page_34basina-gelenler-ozgecan-arslanla-ayniydi-ama-kim-takar-trans-kadin-hande-kaderi34_365250259Hande Kader 1994 doğumlu, bir trans kadındı. Hayatını seks işçiliği yaparak kazanıyordu. Aynı zamanda LGBTİ aktivistiydi. ‘Onur Yürüyüşleri’ne de katılıyordu. Ağustos ayında, Harbiye’den bir müşterinin arabasına bindi ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Ve birkaç gün sonra cesedi Zekeriyaköy’de bulundu. Hande Kader, tecavüz edildikten sonra yakılarak öldürülmüştü. Türkiye’nin siciline bir nefret suçu daha eklenmişti.

Peki bu olaya büyük tepki gösteren LGBTİ dernekleri dışında, toplumun büyük bölümü ne yapıyordu? Belki de sosyal medya olmasa, olaydan haberleri dahi olmayacaktı. Çünkü Hande Kader ‘öteki’lerden biriydi.

2014 yılında LGBTİ yürüyüşüne katıldım. Bu benim ‘onlar’ın hakları için, düşünmek dışında yaptığım ilk eylemdi. Son derece coşkulu ve renkli bir yürüyüştü. Ciddi bir kalabalık vardı. Tabii ki güvenlik önlemleri de eksik değildi. Sonuçta bu ‘öteki’lerin yürüyüşüydü. Yürüyüşte birçok şey dikkatimi çekti. Bunlardan biri de “İbne” kelimesinin kullanım sayısındaki fazlalıktı. Uzun süredir “İbne” kelimesini zaman zaman aşağılayıcı bir kavram olarak kullanan arkadaşlarıma, “Her şey dilde başlar, bu şekilde kullanmak doğru değil” diyordum. “İbne” kelimesini uzun süredir küfür olarak kullanmıyordum. Fakat kendimi aziz ilan edemem, bunu yaptığım zamanlar olmuştur. Ama sanıyorum ki üzerinden çok uzun bir süre geçtiği için en son ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Ve işte yürüyüşte dikkatimi çeken şey, mesela oradaki gaylerin, hiç çekinmeden ve gülerek birbirlerine “ibne” deyişleriydi. Artık o kadar alışmışlardı ki bu duruma, hiç umursamaksızın bunu bir geyik haline getirmişlerdi. Yaşadıkları ülkeyi artık kabul etmişlerdi ve aslında bir nevi onunla dalga geçiyorlardı.

“Benim de LGBTİ arkadaşlarım var” diyemeyeceğim çünkü hemen hemen hiç olmadı. Belki denk gelmedi. Hayatımın hiçbir döneminde onlara karşı önyargılı olmadım. Olanları, gücüm yettiğince uyarmaya çalıştım.

Ve bu ülkede, ötekiye karşı olan nefreti anladığım gün, hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ne büyük, ne bitmez bir öfkemiz vardı bizim gibi olmayana. Ne dinmez bir öfkeydi. Çocukluğumuzdan beri her yerimizi sarmıştı. Bazıları zekaları, aileleri ya da iyi eğitimleri sayesinde kendini bu öfkeden kurtarmış; o kişilerin toplumdaki herhangi bir bireyden farkı olmadığını, kişinin bunu özenerek yapamayacağını, tamamen biyolojik bir durum olduğunu kabul etmişti. Nefreti çoktan en derinlere gömmüş, herkesi olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmişti. Ama kimisi de bunlara rağmen o bilince ulaşmayı başaramamıştı. Önüne gelen her şeyi ezberleyip; sınıflarını geçmiş; iyi yerlere gelmiş ama sorgulamak hiç aklına gelmemişti. Bunların üstüne bir de korkunç cahil bir kitle eklenince ortaya ötekiler için adeta bir cehennem çıkmıştı.

Ne büyük bir tehlike ama değil mi? Ya bu kitlenin çocukları da o kişilere özenip “ibne” olursa?

Toplumu içten içe çürüten büyük bir tehlike gerçekten de! Derhal yok edilmeli!

Evet “Benim de LGBTİ arkadaşlarım var” diyemiyorum ama “Benim de dindar arkadaşlarım var” diyebiliyorum. Kuran-ı Kerim’i başından sonuna okumadım ama büyük bölümünü okudum. Bu konuya şu anda girmeyeceğim. Düşüncelerim her an devinim içinde, özü çok fazla değişmese de her şeyi sorgulama yolunu seçiyorum ama o konudaki fikirlerimden eminim. Yine de dindar arkadaşlarımla konuştuğumda, büyük çoğunluğu İslam’da bu gibi nefret suçlarının asla yerinin olmadığını söylüyorlar. Peki ama onları bu nefret suçlarına karşı düzenlenen yürüyüşlerde neden görmüyoruz? Neden gündemlerine sadece kendi mağduriyetlerini alıyorlar?

Hadi o zaman farklı bir kesime geçelim. Mesela plaza insanlarını düşünelim. Ülkenin sözde en “eğitimli” kesiminden  bahsediyoruz. O işe alım sürecinde, çeşitlilik vurgusu yapan insanlara. O insanlar bizler için sağladıkları şartları Hande Kader’lere sağladılar mı? Korunaklı, akıllı binalarına onları kabul edip, aynı çalışma şartlarını onlara sundular mu? Onları seks işçisi olmaya iten koşullar üstüne hiç düşündüler mi? Hayır bunların hiçbirini yapmadık ve 5 kuruş için onları aşağılık insanların arabasına ittik. Üstüne 5 saniye dahi düşünmeden, onları direkt yargıladık. Çok bilinçli, duyarlı takıldık ama aslında içten içe homofobik olmaktan öteye gidemedik. (Bu paragrafa katkıları için sevgili Gamze Konyar’a teşekkürler)

Toplum şu sorunun cevabını vermek zorunda. Neden Özgecan Aslan cinayetinde olduğu gibi ortalık yıkılmıyor? Özgecan Aslan, Hande Kader’den 1 yaş küçüktü. Mersin’de vahşice katledildi. Türkiye ayağa kalktı. Kadın cinayetleri son bulsun diye haykırdı. Çünkü haklar böyle kazanılırdı. Özgecan Aslan direnişin bir sembolü haline geldi.

Hande Kader cinayetinin de ondan bir farkı olmamalıydı. Ama bu yazıyı okuyanların dahi içinde “Hande Kader kim?” diye soracak çok fazla kişi olduğundan eminim.

Tüm bu iki yüzlü yapının yapması gereken tek şey var. “Hande Kader benim kardeşimdir. O’nun için de sokağa çıkıyorum” demek. Ancak o zaman gerçek olmayı başarabilirler.

Hande Kader’lerin Türkiye’de ötekileştirilmediği, aşağılanmadığı, katledilmediği günler belki çok yakında değil. Ama çok uzakta da değil. Bir gün birileri o ülkeye uyanacak.