Katil Kim?

adsz-717B-C8DF-7515Özgecan Aslan’ın vahşice öldürülmesi Türkiye’de bir infial yaratmış durumda. Herkes, her yerde, yapabildiği kadarıyla kadın cinayetleriyle ilgili bir şeyler karalıyor; yazıyor; çiziyor. Artık sabırlar taşmış durumda. Gencecik bir kız daha, bir psikopat tarafından öldürüldü, 2 psikopatın da yardımıyla yok edilmek istendi. Ve işin en ilginç tarafı, ben de dahil çoğu kişinin, bu 3 kişiye yapılması gerekenler konusunda kafası karışık.

Kendi aklıyla düşünmekten aciz belli bir güruh dışında, herkesin yapılanlara karşı tepkisi çığ gibi olmuş durumda. Peki ama bu yeterli mi? Katiller, yalnızca bu 3 kişi mi?

Bu vahşi cinayet ilk değildi. Son da olmayacak. Bunun sebebi, yalnızca, dışlanmış hissede hissede hissede hızla psikopatlaşan ruh hastalarının sayısındaki artış değil.

Bu vahşete yola açan hastalıklı düşünce tarzı, etrafımızdaki ve tepemizdeki insanların da içinde. Kadını ve erkeği, daha çocukluktan itibaren ayıran ikiyüzlü anlayışta. Kalmamış vicdanlarıyla, her şey hakkında yorum yapan, her fırsatta seksist küfürlerle, kadınları aşağılayan ve bunu yaptığının farkında dahi olmayan çirkin kültürümüzde. Bunları dile getirenlere, “Beğenmiyorsan defol git o zaman diyen” zeka özürlülerde.

Pippa Bacca’yı hatırlayacaksınızdır. Bundan 2 sene önce, kuzenimin 30’larının ortalarındaki arkadaşlarıyla tesadüfen bir araya geldiğimizde, arkadaşlarından biri, konu bir şekilde Bacca’ya geldiğinde, gülerek “İşte o kadını da öldürüp attılar ya” gibi bir cümle söylemişti. Kanım donmuştu. O kadar öfkeliydim ki o anda oradan uzaklaşmak istedim. Ve itiraf edeyim; hatta O’nun ağzını burnunu hemen o anda kırmak da istedim. İlkel bir yöntemdi. Biliyordum. Ama sözde seviyesi ortalamadan biraz daha yüksek birinin, ağzından dökülen bu cümleler, aslında her şeyi açıklayan birçok sebepten biriydi.

Erkek çocuk yetiştirme konusunda, çoğu Ortadoğu ülkesi gibi felakettik. Batılılık falan, bu topraklarda hep, birkaç kişinin tekelinde kalmış, çoğunluk tarafından laf olsun diye söylenen bir kalıptır.

Hep diyorum. Bugünkü ortalama insani düzeyimiz, Batı’nın kesip attığı tırnak seviyesinde. Bunları, uzun süredir, Batı özentisi olarak görülmeyi hiç umursamadan dile getiriyorum.

Ülkenin yönetici sınıflarının kadına bakışı bu seviyede, bu kalitede, sokaktaki ortalama insanın, kadına bakışı da keza öyle. Onları tecavüze itmeyen şey, biraz daha gelir ve sınıfsal anlamda yukarıda olmaları.

Katiller içimizde, başımızda, her yerdeler. Tepkilerin içinde, “E canım onlar da öyle giyinmesinler” diyenler hala mevcut. Onlara da savundukları giyim tarzında olan ama yine de tecavüze uğramış yüzlerce örneği göstermek lazım. Gram dahi akıl kullanmayınca, bunlar akla gelmiyor tabii.

Nihat Doğan gibi kendi aklıyla düşünmekten acizler içinse, yazmaya dahi gerek yok.

Bizler bu tiksinç ataerkil düzeni ve dili değiştiremediğimiz sürece, hiçbir şey gerçek anlamda farklılaşmayacak. Esiri olduğumuz bu dil, can almaya doymayacak.

Kadınlar artık hiçbir şekilde taviz vermemeliler, kullanabilecekleri tüm yollara başvurmalılar. Ben bir erkek olarak çok üzgünüm. Bu ülkede Türk olmaktan çok utandık. Sıra artık gerçek anlamda erkek olmaktan da utanmakta ve bu konuda eli taşın altına koymakta. En azından toplum içinde, kadına şidet gözlemlendiği an harekete geçmekte ve hiçbir şeye taviz vermemekte.

Şimdi bakıyorum. Kadınlar, #sendeanlat diyorlar ve başlarına gelen taciz olaylarını anlatıyorlar. Sanki bugün de ileride düşünülünce, milat olarak görülebilecek zamanlardan biri gibi. Herkes, hiçbir şeyi sakınmadan söylemeye başladı. Değişimler böyle başlar.

Bir de hatırlatmakta fayda var, idamın olduğu ülkelerde hala bu tarz suçlar mevcut. Ve olmadığı gelişmiş ülkelerde, son derece düşük oranlarda. İdam kesin bir çözüm olamıyor. Gelişmişlikle doğru orantılı suç oranları, bize bunu gösteriyor.

Şunu tekrar vurgulamak gerek. Gerçek katiller 3 kişi olsalar da etrafta ve yukarılarda birçok katil mevcut. Ve onların hastalıklı zihinlerine dokunacak açılımlar öyle ya da böyle olacak.

Not: Bu yazı 16 Şubat 2015’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.