Fidel Castro

artist_93586Bir gün başınız büyük bir derde giriyor. Hayatınızı kaybetmek üzeresiniz. Fakat bir mucize oluyor. Biri hayatınızı kurtarıyor. Kaçınılmaz olarak o kişiye karşı büyük bir minnet duyuyorsunuz. Onunla arkadaş oluyorsunuz. Hayatınızı kurtaran kişi olarak, tabii ki o gözünüzde çok yüksek bir yerde. Fakat zamanla onu tanıdıkça fark ediyorsunuz ki o sizin düşündüğünüz kadar iyi bir insan değil. Eleştirilecek birçok özelliği olduğunu görüyorsunuz. Ne yapardınız? Minnet duygunuz her şeyin önüne geçer miydi?

Küba devriminin lideri Fidel Castro, önceki gün 90 yaşında hayata veda etti. Şüphesiz ki Castro 20. yüzyılın en önemli figürlerinden biriydi. Çoğu kişinin hala ütopik olarak gördüğü bir sistemin uygulayıcısı ve lideriydi. 1959’da Küba’da iktidarı Fulgencio Batista’yı devirerek ele geçiren Castro, devrim sonrasında, 1959-76 arasında Küba başbakanlığı, 1976-2008 arasında da Küba devlet başkanlığı yaptı. 2008 yılında da sağlık sorunları nedeniyle yetkilerini kardeşi Raul Castro’ya devretti.

Bu ölümün dünyada farklı yansımaları oldu. Bunların en ilgi çekicilerinden biri, birçok Kübalının yaşadığı Miami’de olanlardı. Miami’de yaşayan Kübalılar sokaklara çıkarak Fidel Castro’nun ölümünü kutladı. İlk bakışta bu akla ve mantığa sığmayan bir durumdu. Çünkü Castro, adeta Amerika’nın arka bahçesinde sağlık ve eğitimin ücretsiz olduğu, gelir adaletsizliğin olmadığı, komünist bir rejimle yönetilen bir devlet kurmuştu. Kübalıların bu durumdan rahatsız olması nasıl mümkün olabilirdi? Olaya “sol” denince akla gelen ilk terimler üzerinden bakarsak, bu mümkün değildi. Fakat madalyonun bir de öteki yüzü vardı.

Ülkemizde de ölümünün ardından Fidel Castro’ya birçok güzelleme yapıldı. Bunları yapanların büyük çoğunluğu sol-Kemalist kesimdendi. Bunun en önemli sebeplerinden biri, Castro’nun Atatürk’le ilgili sözleriydi. Bir kişi, hele hele politik bir figür, Atatürk’e hayranlığını dile getirmişse, gerisinin önemi yoktu. Artık O ve yaptıkları hakkında fazla düşünmeye gerek yoktu. Türkiye’deki sosyalist kesimin içinde de benzer şekilde düşünen önemli bir çoğunluk vardı. Eğer bir ülkede komünist bir rejim kurulmuşsa, onun liderini otomatik olarak kutsamak gerekti. Artık bu kişinin her yaptığına büyük bir hayranlıkla bakılabilirdi. Mesela Josef Stalin’in yapmak istedikleri uğruna, milyonlarca kişiyi katlettiğini göremeyenler yine büyük oranda bu kesimin içindeydi.

Hatırladığım kadarıyla üniversite 2. sınıftaydım. Ekonomi derslerinden birindeydim. Dersi hocaların hocası Gülten Kazgan anlatıyordu. Kendisine ve birikimine büyük saygı duyuyordum. Gülten Hoca bir derste gelirin adil paylaşımı üstüne konuşuyorken ben, nispeten ezbere, Küba örneğini belirtmiştim. Gülten Hoca ise hemen karşılık vermişti: “Fakirliğin paylaşımı.”

Fidel Castro benim için çok önemli biriydi. Dünyanın en önemli sorunlarını kapitalizm yaratıyordu ve Amerika’nın yanı başında, küçük bir ülkede Komünist bir rejim kurmuştu. Amerika’nın ambargosuna rağmen ülkesini 50 yıla yakın yönetmişti. Bunu düşününce, büyük saygı duyduğum birinden gelen böyle bir yaklaşıma ilk anda şaşırmıştım. Ama Gülten Hoca’nın yalnızca gerçeği belirtmek istediğini zaman içinde kavrayacaktım.

Hasta siempre’yi kimden dinlersem dinleyeyim hala tüylerim diken diken olur. Dünyada Che Guevara gibi insanların sayısının ne kadar az olduğu aklıma gelir. İnandıkları uğruna hayatını feda etmekten kaçınmayan insanların hikayesini, daima büyük bir hayranlıkla okurum. Ama sanıyorum zaman içinde başardığım bir şey var. Her ne olursa olsun bunun yansıması artık mutlak bir tapma olmuyor. Çünkü biliyorum ki kendimi romantizmin rüzgarına ne kadar kaptırırsam, gerçeklere yaklaşma ihtimalim de o kadar azalıyor.

Emperyalizme kafa tutmuş birine hayran olmamak elde değil. Amerika’nın son 100 yıldır 3. Dünya ülkelerinde neler yaptığını anlatan tonla kaynak mevcut. Fidel Castro, bu büyük zorluklara rağmen asla görevden kaçmamış ve zaman içinde 600 küsur suikastten kurtulmuş biri. Bunları tabii ki hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.

Ama aynı anda özgürlük, bağımsız yargı, bağımsız medya, demokrasi, insan hakları gibi değerleri de unutmamalıyız. Bunu başarmanın en önemli yolu da insanları değerlendirirken, olayın siyah-beyaz olmadığını keşfetmekten geçiyor.

Aşağıda biri Levent Gültekin, biri de Murat Bardakçı’ya ait 2 yazı var. Onlar ne demek istediğimi daha zengin bir içerik ve örneklerle belirtmişler. Fidel Castro’yu ve hayatını değerlendirirken ezbere bir romantizmden kurtulup, biraz daha gerçekler üstünden düşünmeye başlamak için bire bir olduklarını düşünüyorum.

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1329482-castro-ve-durust-olmak

Castro, Chavez ve Erdoğan

Reklamlar