Bir Banka Klasiği

kredi-3BC5-2734-7CC7Bankalarla ilgili tarih içinde ve günümüzde, birçok ekonomist ve finansçı birbirinden farklı çok fazla yorum yapıyor. Her ne kadar mutlak bir doğru belirlemek çok zor olduğu için çoğunluk dünya görüşüyle paralel çıkarımlar yapsa da herkesin ortak kanıda olduğu en önemli gerçek; bankaların günümüz dünyasındaki muazzam gücü ve belirleyici yapısı. Son yıllarda kar rekorları kıran bankaların, bunu ne denli kan emici politikaları ve kendi çaplarında oluşturdukları yalandan müşteri memnuniyeti odaklı politikaları sayesinde yaptıklarını biliyoruz.

Bankaların yaptığı adaletsiz uygulamaların her noktasıyla uğraşmak gerek. Her türlü işlemden dünya kadar para kazanıyorken; doğru dürüst para olmayan hesaplardan dahi kesilen hesap işletim ücretleri, alınan kredi kartı aidatlarından, kredi faizlerinden kazanılan olağanüstü paralar yetmiyormuş gibi bir de en ufak rakamların dahi peşinden koşan bir zihniyet.

Mart ayında bir para transferi nedeniyle hatırladığım kadarıyla, bir bankadan internetten bir Euro hesabı açtım. Transfer sonrası Euro hesabım 0 bakiyeli bir şekilde açık kaldı ve 4 aydır da bu şekildeydi. Kapatmak istediğimde, otomatik ödeme talimatı nedeniyle kapatamayacağım yazıyordu. Halbuki tüm otomatik ödeme talimatlarım vadesiz TL hesabıma bağlıydı.

Sonrasında önceki gün bir kez daha bu hesabı kullanmak zorunda kaldım. Yalnızca 1 günlüğüne para hesapta kalacaktı. O 1 günlük süre içinde malum bankanın benden 11 Euro hesap işletim ücreti kestiğini gördüm. Aylardır 0 bakiyeli bir hesap için kesilen 11 Euro! Nasıl bir sistemse hesaba para geldiği an o kesintiyi yapıyor. Bankayı aradığımda bunun kanuni bıdıbıdılar olduğuna yönelik söylenen 5 dakikalık saçmalıklar sonrası, yardımcı olmak isteyen kıza şunu sordum:

“Kendinizi şu an yaptığınız işin dışına çıkarın ve olaya tamamen objektif bir yabancı gibi bakın lütfen. Sizce bu 11 Euroluk kesinti adil mi? Bu kan emicilik değil de nedir?”

Bildiğimiz gibi konuşmalar kaydedildiği için, kendisi kemkümden fazlasını söyleyemedi. Bense, uzun zamandır o bankanın müşterisi olduğumu, gayet sakin ve sabit bir ses tonuyla, o 11 Euro her nereye gidiyorsa, umarım katbekat bir şekilde bankalarından çıkmasını ve ciddi bir limiti olan kredi kartımı en kısa zamanda kapatacağımı söyledim.

Ve tabii yine gelen kemkümler.

Arkadaşlarla bu konularda yaptığımız en önemli çıkarım, bu iğrenç kan emici kültüre durmaksızın borçlanan eğitimli orta sınıfın yaptığı katkı. 2001’de ciddi bir darbe almış bankalar, bugün az ama öz sayılarıyla çok ciddi bir güç oluşturuyorlar ve herkes bu korkunç yapı içinde sıkıştıkça, muhtaç olma düzeyi arttıkça, bu kurumların daha da açgözlü hale geldiği bir gerçek.

O 11 Euro yüzünden, ya da benzer rakamlar yüzünden insanlar kredi kartlarını, hesaplarını kapatmaya başladıklarında, bu utanmaz zihniyet de bir yerden açık vermeye başlayacak. Ama öyle bir kültür içindeyiz ki çoğunluk maalesef “11 Eurodan ne olacak ki abi yeeaa”nın ötesine fazla geçemiyor. Benim de bankam olsa, ben de o 11 Euroların, 65 liralık aidatların peşine düşerim. Soyulmaya hevesli bir toplum, neden soyulmasın ki?

Kendi adıma bu mücadeleleri artık delilik ekseninde ve eğlenerek yapmaya başladım. Yoksa bu kadar yoğun bir aptallık içinde, akıl sağlığını korumak cidden daha zor bir hal alıyor.

Bankalar bugünkü ekonomi için elbette ki olmazsa olmazdır. Ama her zaman hırsızdırlar ve hırsız olarak da kalacaklar.

Sizden kesinlikle başka bir arzumuz yok. Gölge etmeyin yeter.

Not: Bu yazı 14 Temmuz 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Bir İlişki Belirleyicisi Olarak: Ekonomi

adam-smith-kimdir-hayati-fikirleri-eserleri-D6A4-F7C2-F53AEkonomi” bilimi; klasik tanıma göre, “kıt kaynaklarla, sınırsız olan ihtiyaç ve isteklerin nasıl karşılanacağını” inceler. Bu tanım, her Ekonomi 1.sınıf öğrencisinin öğrendiği, ilk ve en yaygın tanımdır. Ekonomi, bu tanıma ek olarak, bir bireyin ve ülkenin refah düzeyini öğrenmek istiyorsak, başvuracağımız ilk kavramdır.

Bugün ekonomi, dünyadaki tüm makro ve mikro düzeydeki ilişkilerin belirleyicisi durumundadır. Bir ülkenin ya da bir kişinin mutluluğu, ekonomik düzeyiyle, büyük olasılıkla doğru orantılı olarak değişebilmektedir.

Öncelikle birey bazında bakarsak; kişilerin ekonomik durumu, ilişkilerinde, her geçen gün daha da belirleyici bir rol oynamaktadır.

Kendi adıma, geçmişi ve bugünü düşündüğümde, arkadaş ve dostlarımın ekonomik düzeyinin, benim ekonomik düzeyimle benzer olduğunu görüyorum. Bu güne dek, hiç çok zengin arkadaşım olmadı. Zengin arkadaşlarım oldu, ama onlarla da, genelde, derin bir dostluk içine girdiğimi hatırlamıyorum. Benzer şekilde, hiç fakir arkadaşım olduğunu hatırlamıyorum. Arkadaş çevrem içinde, fakir bir tanıdığım olduğunu da hatırlamıyorum.

Bu bir tesadüf mü?

Bunu, sınıfların -biz farkında bile olmadan- ilişkilerimizi belirlediğine dair, küçük bir kanıt olarak sayabilir miyiz? Ekonomik durumumuz, ilişkilerimize, duruma göre kalın çizgiler mi çekiyor?

Benzer şekilde, zihnimiz, yeni biriyle tanıştığımızda, çok kısa bir tarama sonrası, ne yapıp yapmayacağına karar mı veriyor? Ya da, belirttiğim gibi, zaten hayatlarımız, en başta sınıflara ayrılmış olduğu için, bu sonuç kaçınılmaz bir şey mi?

İnsanların ekonomik durumları, doğal olarak, tüketim alışkanlıklarına yansır. Davranışları ve konuşmaları da, genel anlamda, kısa sürede, tüketim davranışlarına dair ipuçları sağlamaktadır. Yeni biriyle tanıştığımızda, biraz iyi bir gözlemciysek, ekonomik durumunu anlamamız fazla zamanımızı almaz. İstisnalar elbette olacaktır ama genelde fazla yanılmayız.

Bunun yanında, yakınlaştığımız insanlarda, ekonomik durumun haricinde, bizim hikayemize en yakın olanıyla, derin bir ilişki içine giriyor ve daha iyi anlaşıyor olmamız da asla bir tesadüf değildir. Ama bu yazıda, ben olayın biraz daha, ekonomik yönünden bahsetmek istiyorum.

Bir patronla, bir işçinin yakın arkadaş olduğunu göremeyiz genelde. Tarihsel gelişimleri gereği, sürekli bir mücadele halinde oldukları için, böyle bir şey beklemek de, elbette mümkün değildir. Bunun sonucu olarak, mesela, bir işçi, başka işçilerle olmaktan keyif alır, onlarla beraberken kendini rahat, güvende hisseder. Patronlar da genelde, benzer gelire sahip, başka patronlarla olmaktan keyif alırlar. Bu durum, tarih içinde her zaman bu şekilde gelişmiştir. İşçi daha fazla almak için, diğer işçilerle örgütlenir, işveren de daha az vermek için, diğer işverenlerin desteğini arar.

Uluslararası ilişkilere baktığımızda da, -aşağı yukarı- aynı etkinin (ekonomi) belirleyici olduğunu görebiliriz. G8 ülkeleri( ABD, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Kanada, Rusya) dünya ekonomisinin yüzde 65’ini oluşturmaktadır ve görüldüğü gibi, adeta kendi aralarında takılmak için, bir de birlik kurmuşlardır. Onların da ilişkileri, büyük oranda, ekonomi temellidir. Buna benzer şekilde; Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin oluşturduğu, BRICS ülkeleri olarak bilinen, bir başka birlik de vardır. Bu ülkelerin de ekonomik durumları ve gelişimleri, birbirleriyle benzerlik göstermektedir. Ülkeler dahi, tıpkı insanlar gibi, benzer ekonomik düzeyinde olanlarla birlik oluşturmakta ve yan yana durmaktadır.

Olayın birey boyutuna tekrar dönersek; yakın arkadaşlıkların ve dostlukların, hatta aşkların, kişilerden birinin ekonomik düzeyindeki değişim sebebiyle sona erdiğinin, birçok örneği vardır. Türkiye‘de bu durumla ilgili:

“Parayı buldu; bizi unuttu”, “Erkek parayı bulunca önce arabasını, sonra karısını değiştirir” gibi klişeleşmiş bazı sözler vardır. Bu gibi durumlarda, geliri daha düşük olan kişi genelde isyan eder. Parayı bulan kişi, parayla birlikte, hayatında tatmadığı zevkleri tatmaya başlamıştır muhtemelen. E zevkler değişince, çevre de değişir; çevre değişince, kişinin oturmuş bir karakteri yoksa eğer, aynı kişi olmaya devam etmesini beklemek; fazla iyimser bir bakış açısı olur.

Aşk konusunda da, hikaye benzerdir. Genelde çiftlerin kendilerinin ya da ailelerin ekonomik düzeyleri, benzer olmaktadır. Farklı olduğu durumlarda, zaman zaman ciddi sıkıntılar yaşanabilmektedir ve ilişkinin ayrılıkla sonuçlanma olasılığı yükselir. “Aşkın gözü kördür” diye bilinir ama maalesef, genelde öyle olmaz. En azından, başlarda körse de, genelde sonradan bir şekilde açılır. Buna benzer şekilde, Türkiye gibi, kadının hala 2.sınıf vatandaş olarak görüldüğü ülkelerde, kadının erkekten daha çok maaş alıyor olması, çoğu erkek için korkunç bir senaryodur ve ayrılık sebeplerinden biri olabilmektedir.

Bugünün dünyasında, birçok insan, parayı, kendi kalitesini belirleyen, en önemli kavram olarak görmektedir. Tüketim, birçoklarının, kendini ifade etme biçimindeki, en önemli unsur haline gelmiş bulunmakta. Parasız yaşanmamakla birlikte, onun, iyi yaşamak için bir araç olduğu unutulup, tamamen amaç haline gelmesi, aslında modern kölelikten başka bir şey değildir. Mutluluk kavramı düşünüldüğünde; para, asla en önemli belirleyici değildir. İlişkilerimizi buna göre kuruyor olmakla, belki farkında olmadan, çok önemli bir hata yapıyoruz.

Karl Marx’a göre, bir gün, birçok ilişkinin temel yapısını oluşturan sınıflar, tamamen ortadan kalkacak. Bizim bunu göremeyeceğimiz kesin ama ben; insanoğlunun, bir gün, mutlaka, paradan bağımsız bir toplum düzeni oluşturacağını düşünüyorum. Şirinlerinkivari bir dünya, ütopik gibi görünse de, bir gün gerçekleşebilir. İnsanlar yalnızca sevdikleri ve yetenekli oldukları bir konu üzerine yoğunlaşıp -çok para kazanma isteğinden bağımsız olarak- bu konuda uzmanlaşmak istediklerinde; gelirler arasındaki olağanüstü farklar da ortadan kalkabilir. Şimdilik, bu senaryonun, kulağa imkansız geldiğinin farkındayım ama bahsettiğim düzen kurulduğu zaman, insanlar arası ilişkilerin, bugünün dünyasından çok daha samimi ve sahici olacağı kesin. Çocuksu bir bakış açısıyla yaklaşırsam; en azından, küçükken en sevdiğim çizgi film olan, Şirinler’de, bu böyleydi.

Bir gün, gerçek hayatta da, neden olmasın?

Not: Bu yazı 1 Mayıs 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.