Spinoza’nın Tao’su

phpthumb-generated-thumbnail-37D3-7E86-DD03Bazı kitaplar, kitapevlerinde aniden karşımıza çıkar. Sanki kitaplar bizi değil, biz kitapları buluyoruz. Ufkumuz genişledikçe, algımız açılıyor. Normalde ilgilenmeyeceğimiz şeylerle, ilgilenmeye başlıyoruz. Ve belki başka bir zaman olsa ilgimizi çekmeyecek, o tam karşımıza özel olarak konmuş izlenimi yaratan kitap, ilgimizi çekiyor.

Spinoza’nın Tao’su bu şekilde karşıma çıkmış; 1-2 senedir yaptığım Spinoza okumalarının, ilk zamanlarında okuduğum bir kitaptı. Okurken sanki bazı yerleri hızlı geçtiğimi düşününce, birkaç gün önce bir kez daha okudum.

Uzunca bir süredir insanları yargılamayı başaramıyorum. İyiliğin ve kötülüğün, tercihlerimiz doğrultusunda oluşmasından öte, geçmişimiz ve deneyimlerimiz ve bir de bilinçdışımızda oluşmuş şeylerle doğru orantılı olarak içimizde ortaya çıktığını, ve bu ortaya çıkan şeyin bir doğa kanunuymuşçasına da mutlak kuralları olduğunu düşünüyorum.

Belki Spinoza’ya olan ilgim, düşüncelerimi destekleyecek, daha derin ve temiz bir dille anlatılmış bilgi arayışında oluşumla ilgili. Kişisel tarihimde, Spinoza bir süredir önemli bir yer kaplıyor. Aslında hakkında ve düşünceleriyle ilgili, daha okunacak çok şey olduğunun farkındayım. Ama düşüncesini anlama yolunda, kapı aralanmış gibi hissediyorum.

Kitap aslında, Spinoza’nın en ünlü ve bir o kadar da anlaşılması zor kitabı Etik’i özetlemeyi amaçlıyor. Kitabın arka kapağında, Goethe, Hegel, Nietzsche, Marx ve Freud, Einstein ve daha nice büyük düşünürün, Spinoza’nın hazırladığı entelektüel iklimde yetiştiği belirtiliyor. Ve yapıtlarında, Spinoza’nın etkisinin açıkça görüldüğüne vurgu yapılıyor.

Aklımda sıraya koyduğum, birçok filozofun hayatı ve fikirleri var. Okunacak gerçekten de çok şey var. Ama Spinoza’nın düşüncesinin temelini gördüğüm ve derinlemesine okuduğumdan beri, gerçeği anlamaya, filozoflar arasında birçoklarına göre çok daha yakın olduğunu hissettim.

Spinoza, sorulmadıkça fazla konuşmayan, çocukluğundan itibaren düşünceli biriydi. Babası (Amsterdam’daki Yahudi cemaatinin önemli üyelerinden biriydi) genç Spinoza’nın üst düzey din bilgisine rağmen, haham olmasını değil, ailenin işlerini devralmasını istiyordu. Bu açıdan O’nu ticarete yönlendirmişti. Spinoza, din bilgisi artıkça, “kutsal” kitaplardaki çelişkileri daha iyi fark etmeye başlamıştı. Artık din ve Tanrı kavramına, etrafındakilerden çok daha farklı bir yerden bakmaya başlamıştı.

Fakat yüzyıllardır olduğu gibi, 17. yüzyıl başında da Yahudilerin ciddi sorunları vardı. Zaten diken üstünde yaşayan ve Hristiyan olmaya zorlanan Yahudiler, tam Amsterdam’da huzur bulmuşken genç Spinoza’nın “Tanrıtanımaz” fikirleri kabul edilemezdi. Ve sonunda Yahudi cemaatinden aforoz edildi. Fakat genç Spinoza için hala bir şans vardı. Özür dileyip; “sapkın” fikirlerinden vazgeçse, affedilmesi kesindi. Ama O bunu yapmadı. Fikirlerinin gerçekliğinden emindi. Belki de daha önemlisi, insanların yanıldıklarından emindi.

Fikirleri sıradışıydı. Aslında farklı bir zaman diliminde de olsa hikaye genelde değişmiyordu. Yığınlar, ezberleri bozulduğunda ilk çare olarak dışlamayı seçiyordu.

Aslında genç Spinoza Amsterdam’da aradığı entelektüel bir ortam da bulmuştu. O sıralarda Hollanda Avrupa’da sanatın ve belli açılardan özgürlüğün başkenti haline gelmişti. Ama söz konusu, yıllardır büyük sıkıntılar yaşayan Yahudi cemaatin huzuru olduğunda, Spinoza’ya prim verilmesi düşünülemezdi.

Her şeye rağmen Spinoza temkinliydi. Yığınların ezberini bozmanın yaratacağı risklerin farkındaydı. Kibrini yenmiş; yalnızca gerçeği aramaya koyulmuştu. Fakat düşüncelerini, O’nu anlayabileceklerle paylaşıyor, herkese bahsetmekten çekiniyordu.
Spinoza’nın fikirleri, Doğu’daki birçok benzer akımdan ilham almış olabilecek gibi görünse de 1600’lerde Doğu hakkında Batı’da çok fazla bir şey bilinmemekteydi.

Spinoza’nın Tanrı’sı anlaşılabilirdir. Ve hatta her türlü anlaşılabilirliğin nedenidir. Tanrıyı anlamadan hiçbir şeyi anlamak mümkün değildir ve işte bu nedenle, Etik’in Tanrı’dan başlaması zorunludur.

Spinoza’nın düşüncesi üzerinden sonradan üretilmiş olan, Panteizm düşüncesi O’nunla özdeşleştirilmiştir fakat Spinoza’nın fikirlerini ne kadar kapsadığı tartışılır. Kitapta, Spinoza düşüncesinin, Budacılık ve Taoculukla paralellliklerine de vurgu yapılıyor ve Spinoza’nın öncelikle mutlu bir yaşam arayışı ve bir iç özgürlük yolu aradığı belirtiliyor.

Şüphesiz ki O’nun gerçek eseri Ethica’yı okumadan kesin çıkarımlar yapmak zor. O da aslında anlaşılması bir hayli zor bir kitap. Ama kitapta, genç filozofların yollarında ilerledikçe, kitabı daha iyi anlayacaklarına vurgu yapılıyor.

Spinoza için 3 türlü bilgi var.

Birinci tür bilgi ya da kanaat ya da imgeleme, bilgi edinmenin en ilkel türüdür. Duyularla algılanan şeylerin düzensiz, bölük pörçük bir biçimde anlıkta temsil edilmesi ve duyulmuş ya da okunmuş bazı sözcüklerle bu algılamanın bir çağrışım yapması bu kategoriye girer.

İkinci tür bilgi algılanan şeyler üzerinde bir kanaat edinildikten sonra, buna ek olarak, bu şeylerin özellikleri hakkında da eksiksiz bilgi edinilmesi suretiyle kavranmasıdır.

Üçüncü tür bilgi ya da sezgi. Bu, Tanrının özü hakkında yeterli bilgi edinildikten sonra, algılanan şeylerin özünde, Tanrının özünün varlığının ve işleyişinin sezilmesidir. İşte sadece çok ender kişilerin erişebileceği en üstün bilgi türü budur.

Spinoza, üçüncü tür bilgiyi en üstün bilgi türü olarak nitelendirmektedir. Bu, çok bilgili olsa da basit şeyleri anlamak ve çıkarım yapmak konusunda son derece yetersiz olan insanı da açıklamaktadır aslında. Kendi aklın ve sezgilerinle desteklenmeyen bilginin, içinin boşluğunun da kanıtıdır.

Vurgulamak gerekir ki felsefeci olmakla filozof olmak çok farklı şeylerdir. Bu kitapta detaylıca vurgulanmış. Felsefeci, felsefeyle ilgilenir, felsefe konusunda öğrendiklerini aktarır. Filozofun alanı yaşamdır. Her gözleminin merkezinde yaşam vardır. Yaşamı daha iyi geçirmenin yollarını arar ve hazır hissettiğinde bunu başkalarına da anlatır.

Kitap Spinoza’nın fikirlerin bir özeti gibi. Her şeyin altında yatan içkin sebebi anlamanın, iç huzura giden yoldaki en önemli etkenlerden biri olduğunu anlamak çok önemli. Fakat unutmamak gerek, bir suç işlediği için suçluyu anlamak ve onu yargılamamakla, O’nu sorgusuz sualsiz topluma kabul etmek çok farklı. Spinoza, suç işlemek bu kişi için nasıl ki mutlak hale gelmişse (neredeyse hak), O’nu kabul etmemek ve bunu engelleyecek yasalara başvurmak da o toplumun o derece hakkıdır diyor. Benim için de çok önemli olan nokta, bunu yaparken o kişiye küfürler yağdırmamak ve o kişiyi ortaya çıkartan koşulların anlaşılmasının önemidir.

Ben Spinoza’nın Tao’su’nun her satırında kendi adıma bir tamamlanma hissi ve huzur hissettim. Şüphesiz ki bunlar subjektif şeyler ama umuyorum ki felsefeye az çok ilgi duyanlar da bu kitaptan bir hayli keyif alacaklardır. Son olarak yazıyı, kitaptan bir alıntıyla kapatmak istiyorum:

Etik Üzerine Son Söz

“Lao Tse ve Buda gibi, yolunun doruğa ulaştığını söyleyen, sayısız büyük Ustadan bir tanesi de, “Kutlu” (Baruh Spinoza’dır. Bunlardan hepsi de, doruğu aynı biçimde betimlediklerine göre, hepsinin de doruk hakkında bilgi sahibi olduğu anlaşılıyor. Ama bütün bunlardan, sadece bir tanesinin bilgisinin “kulaktan dolma” olmadığından kesinlikle emin olabiliriz, o da, yolunun “ doğru” yol olduğunu, aklın yöntemleri ile bize tanıtlamak zahmetine katlanmış olan, Baruh Spinoza’dır.”

Not: Bu yazı 22 Şubat 2015’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.