Hayır

40416047 Haziran 2015 seçimleri… HDP, bu seçimlerde, şu anda hapiste olan,  o zamanki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş önderliğinde “Seni Başkan Yaptırmayacağız” sloganı eşliğinde yüzde 13,12 oy olarak 80 milletvekili çıkarmayı başardı. Sonrasında olan bitenlerin ise şaşırtıcı bir tarafı yoktu. Elbette ki uzun yıllar sonra tek başına iktidar olmayı başaramayan AKP şoktaydı. Ama bu durum maalesef uzun sürmedi. MHP tabii ki içinde “hain”lerin olduğu bir hükümette yer almayacaktı ama zaten Cumhurbaşkanı tarafından da AKP dışında bir partiye hükümeti kurma görevinin verileceği yoktu.

O gün HDP’nin aldığı yüzde 13,12’lik oran çok önemliydi. Parti içindeki şahinlerin söylemleri azaltılmış, HDP o süreçte yavaş yavaş bir Kürt partisi olmanın ötesine geçmişti. Alınan oy oranı gösteriyordu ki HDP’ye asla oy vermeyecek kitleler dahi bu sefer fikrini değiştirmişti.

O günü dün gibi hatırlıyorum. O zaman ikametgahım Maltepe’de olduğu için oyumu orada kullanmıştım. Oy kullanmaya annemle birlikte gitmiştik. Anneme tercihimi açıklamıştım ama zaten açıklamaya gerek de yoktu. Hiçbir partinin taraftarı olmadığımı, uzun yıllar önce CHP’ye oy vermeyi bıraktığımı biliyordu. Şöyle bir baktığımda, uzun süredir kendimce O’na birçok şey açıklamaya çalıştığımın ama sanıyorum ki yerinden 1 cm bile kıpırdatamamış olduğumun farkındayım. Çoğu zaman ezbere bulduğum cevaplar sonrası birçok sefer konuşmalar kitlenmenin ötesine geçemiyordu. Oy kullanma sonrası eve dönerken laf lafı açtı ve annemde zaman zaman oluşan o manipülatif tarz bir kez daha ortaya çıktı. En azından bana öyle geliyordu:

“Gittin şunlara verdin; inanamıyorum.”

Kızmak; günlük hayatta hepimizin başına gelen bir şey. Bu bence çok doğal bir duygu. Hiçbir şeye kızmadan yaşıyorsak, ortada bir sorun var demektir. Ama kızgınlık, kolaylıkla öfkeye dönüşüyorsa da ortada bir sıkıntı var demektir.

Kendi adıma, geçmişime baktığımda, bu konuda büyük aşama kaydettiğimi düşünüyorum. Belki bu hızlı geçişler sonrası, haklı olduğum halde haksız durumlara düştüğüm de olmuştur. Burada bir abartı söz konusu oluyorsa, elbette ki alttan alıyorum. Ama karşı taraf tam anlamıyla saçmalamış ve bunun farkında dahi değilse, 1000 yıl geçse de ilk adımı atmıyorum.

Annemin-ki bugün de öyle düşünüyorum- ne söylediği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Yıllar içinde bu konulardaki konuşmalarımızda şüphesiz ki bir ilerleme olmuştu. Ama söz konusu bu tercih olduğunda, annem her zamanki gibi o konuşmaları, sebepleri, sonuçları unutuyor ve yalnızca sonuca odaklanıyordu.

Bu tarz şeyleri, çok sevdiğiniz insanlardan duyduğunuzda, direkt olarak karşıdakinin beynine ışınlanmak istersiniz. Ona, düşüncelerinizin oluşum sürecini, bir slayt gösterisiyle anlatmak istersiniz. Ama insanoğlu öyle gariptir ki sizin bu anlatımınız sonucunda ikna olmuş dahi olsa, o son cümleyi söylemekten kendini alamaz. Bunu hepimiz yapıyoruz.

Evet o anda da içimde anlık beliren kızgınlık, öfkeye dönüşmüştü. Dönüşmemeliydi. İleriye gittim; içimden geçen her şeyi ortaya döktüm ve rahatladım. Bu da benim sorunumdu. Geldiğinde; tutamıyordum.

7 haziran 2015 seçimlerinin sonucunda ortaya bir hükümet çıkmadı. Ama sonrasındaki 1 Kasım 2015 erken genel seçimlerinde, AKP hem MHP’den hem de HDP’den aldığı oyların sonucunda yüzde 49,49’luk oy oranıyla yine tek başına iktidar olmayı başarmıştı. İstikrarsızlıktan yıllarca çok çekmiş olan toplum, “Aman ağzımızın tadı bozulmasın” demiş ve Türkiye’yi başkanlığa götürecek yolun önünü açmıştı.

Sonrasını az çok hepimiz biliyoruz. 1 Kasım 2015 seçimlerinden 8.5 ay sonra Türkiye 15 Temmuz’u yaşadı. Muhtemelen yıllar içinde üzerine kitaplar yazılacak olan bu olay hakkında, elbette ki gün geçtikçe daha çok bilgi sahibi olacağız. 15 Temmuz’da yaşananlar, birilerinin bir konu hakkındaki düşüncesini daha da keskin hale getirmişti. Türkiye’de bir yönetim, daha doğrusu bir sistem sorunu vardı. Ve harekete geçilmeliydi. Üzerine fazla düşünmeye gerek yoktu. Türkiye’yi ayağa kaldıracak sistem başkanlık sistemiydi. Çalışmalar kısa sürede tamamlandı ve MHP’nin desteğiyle süreç başladı. Yeni anayasa değişikliğinin referandum ile halk oylamasına sunulmasına karar verildi.

Son 3 ayda yaşananları da hepimiz biliyoruz. Eldeki tüm imkanlar, referandumda “Evet” çıkması için harcandı. Hayır verecek olanlar, PKK’lı, Fetöcü, Bölücü, Terörist ve akla gelebilecek her türlü suçlamayla karşı karşıya kaldı. Anketlerde de “Hayır” açısından fazla umut görünmüyordu.

Gönlümden geçen elbette ki Hayır’ın kazanmasıydı ama tahminim 52 evet 48 hayır yönündeydi. Sonuçta maalesef sandıktan 51,41 oranıyla Evet çıktı. Ama anketlerdeki o abartılı oranlardan da eser yoktu. Yüzde 48,59’luk bir kesım “Hayır” demişti. Bu oranın ne kadar önemli olduğu, yıllar içinde ortaya çıkacak. Oya Baydar, referandumun ertesi günü, her cümlesine katıldığım şu yazıyı yazdı:

http://t24.com.tr/yazarlar/oya-baydar/hayir-kazandi-simdi-yarinlara-bakalim,17032

Özetle; Çetin Altan’ın klasik tabiriyle “Enseyi karartmaya gerek yok” diyordu.

Bu arada 16 Nisan’da oyumu ikametgahım değiştiği için Beşiktaş’ta kullandım. Ama annemle kullanmaya gitseydik de dönüşte söyleyeceklerini az çok tahmin ediyordum. Konu AKP ve yaptıklarından açıldığında, görüşler bir noktaya kadar paralel gitse de tek tük de olsa o manipülatif tarz ortaya çıkardı. “Sen bir zamanlar bunları savunuyordun.” İkimiz de böyle olmadığını biliyorduk ama bu suçlama zaten “liboşlara” yapılan suçlamaydı. Yaptığım tek şey, her ne olursa olsun, seçilmiş hükümetin başta olması gerektiği, darbeler döneminin artık kapanması gerektiğiydi. Ne bu insanların vizyonuna inanıyordum ne de Türkiye’ye zihniyet devrimi yaşatabileceklerine. Ama elbette ki yeterli değildi. Militarist düşünceler üzerine de vurgu yapmak gerekiyordu. Ancak o zaman ikna edici olunabilirdi. Ama ben o yollardan çoktan dönmüştüm. Bu sefer, kızgınlığın öfkeye dönüşmesine izin vermeden, sabırla tekrar tekrar açıkladım. Dediğim gibi, karşımızdakini olduğu gibi kabul etmeyi başarsak dahi, bence tamamen koyvermeyi de başaramıyoruz. Özellikle de konu sevdiklerimiz olduğunda.

16 Nisan geride kaldı. Sonuçların temizliği hakkında herkesin kendine göre bir düşüncesi var. Çok değil, birazcık sorgulayanlar zaten yapılanların farkında. İçinde en ufak bir tutarlılık barındırmayan kararlara birçok kesimden gelen protestolar şimdilik bir işe yaramadı. Ama bu oy oranı bize çok önemli bir şeyi bir kez daha söyledi:

“Yapılan binbir türlü ötekileştirmelere rağmen, bir kesim her zaman kendi aklıyla düşünmeye devam edecek. O kesimi yıldırmak asla mümkün olmayacak. O kesimin karnı palavralarla doymayacak. O kesim söylenen her cümlenin arkasında yatanları görmeye çalışacak. Şimdilik azınlıkta olabilir ama yılmadan inandığı yolda yürümeye devam edecek. Karaya vurmuş deniz yıldızlarını, inatla, tek tek de olsa denize atmaya devam edecek.”

Önümüzde 2019 seçimleri var. Birileri Başkan olabilir. İstediği her kararı, istediği an çıkarttırabilir. Ama karşısında o kesimden birilerini bulmaya daima devam edecek. Bu bakış açısında içi boş bir iyimserlik yok. Sadece her ne olursa olsun, tüm baskılara rağmen, bir şekilde ortaya çıkmayı başaran gerçekler var.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s