10 Kasım 1938

ntevfik_beheydurzuBugün 10 Kasım 2016. Mustafa Kemal Atatürk’ün 78. ölüm yıl dönümü. Henüz Atatürk’le ilgili bir yazı yazacak seviyede olmadığım için, ben yine onun takipçisi olduğunu iddia edenler içindeki büyük çoğunlukla ilgili bir yazı yazmak istedim.

Küçükken evimizin çalışma odasındaki panoda asılı bir şiir vardı. Ne zaman çalışma odasına girsem muhakkak dikkatimi çekerdi.

“İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz,
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin edepsiz.”

Yukarıdaki dizeler, ‘Be Hey Dürzü’ adlı şiirin son kıtasına aittir. Kimi kaynaklarda en sonunda “edepsiz” değil “şerefsiz” yazar. Şiirin yıllarca Neyzen Tevfik’e ait olduğu iddia edildi fakat sonradan polis akademisi mezunu, şair Mutlu Çelik’e ait olduğu anlaşılmıştır. Muhtemelen şiirin etkisini artırmak için yıllarca Neyzen Tevfik’in şiiri olduğu söylenmişti.

Bu şiir, Kemalist kesimin Atatürk’ü sevmeyen yobazları sindirmek için en çok kullandığı şiirlerden biridir. Evimizdeki yerini de doğal olarak almıştı. Muhtemelen annem de şiirin Neyzen Tevfik’e ait olduğunu sanıyordu.

Yıllar geçti. Yobazlar fazla değişmedi. Bir kesimi fazlasıyla zenginleşti. Bu yüzden yavaş yavaş da olsa değişiyorlardı. Çağa ayak uydurmak zorundalardı. Bunu başardılar ve göstermelik de olsa Atatürk’le barıştılar. En azından güç onlara geçince, barışmış görünmelerinin bir zararı olmazdı.

Fakat benim zihnimde yıllar içinde yobazların sayısı artmıştı. Aynı zamanda çeşitlilikleri de fazlasıyla artmıştı. Yobazlık söz konusu olduğunda, artık tek kriterim “dincilik” değildi.

Bir parça örneklendirmek gerekirse; Stalin’e katil diyemeyen, militarizm ve şovenizmi eleştiremeyen ve yaşadığı ülkedeki azınlıkların haklarıyla alakası olmayan solcu, her şeyi sorgusuz sualsiz kabul eden, asla sorgulamayan ve ezberi bozulduğu anda karşısındakini direkt ötekileştiren ulusalcı/kemalist, PKK’yı eleştirmeyi başaramayan Kürt, sadece muhalif görünmek adına dindarlara küfürler yağdıran, ezbere ateist, Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye verdiği zararı göremeyen Fenerbahçeli benim için yobaz gruplardan sadece birkaçıydı. Sonra farkına vardım ki yaşadığım ülkenin büyük çoğunluğu bu kümenin içindeydi.

Zaman içinde bir şeyin daha farkına vardım. Yobazlar aynı zamanda en yakınımdaydı da. Yıllar önce Can Dündar ‘Mustafa’ diye bir film yaptı. Dündar, Atatürk’le ilgili benzer filmlerden farklı olarak, bizleri O’nun yalnızlığıyla, içindeki çocukla tanıştırmak istemişti. Onun da her insan gibi içki içebileceğini, yatılı okumuş bir çocuk olarak karanlıktan korkabileceğini, ömrünün önemli bölümü cephelerde geçmiş biri olarak sıkıntılarını, muhtemelen yakın çevresindeki herkesten daha zeki ve entelektüel olan birinin içsel yalnızlığını belirtmek istemişti. Ama tabii ki hata yapmıştı. Fakat ilgi çekici bir nokta vardı. Filmi eleştirenler, doğru dürüst bir eleştiride bulunmayı asla başaramıyorlardı. Tek yaptıkları her zamanki gibi ötekileştirmekti. Can Dündar’ın ne satılmışlığı kalmıştı ne kötü niyetliliği ne de AKP’liliği. Bugün bu eleştirilerin ne kadar komik olduğunu tekrar tekrar anlıyoruz. Can Dündar benim tanıdığım, bağnaz olmayan birkaç Kemalistten biri. Aslında o ulusalcı/kemalist çevre günün sonunda beni bir kez daha şaşırtmamıştı.

Ama özeleştiri yapmam gerektiğini de düşünüyordum. O yıllarda ben resmi tarihin çok mu dışına çıkmıştım ki? Hayır henüz emekleme dönemindeydim. Bunu içten içe biliyordum.

Bir gün minibüste liseden bir arkadaşımla gidiyordum. Sanıyorum üniversite 1 ya da 2’deydim. Hatırladığım kadarıyla konu, Cumhuriyetin ilanı sonrası laiklik karşıtı gericilerin idamı ve istiklal mahkemeleriydi. Böyle bir devrim sonrası, o insanları kazanmanın imkansız olduğunu ve idamın neden tek çare olduğunu arkadaşıma açıklamaya çalışıyordum. Belki de bir parça ikna etmiştim. Sonra bana “Dersim” dedi. “Dersim katliamını hiç duydun mu?”

Bir parça utandığımı hatırlıyorum. Çünkü dediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ama o gün zihnimdeki kapılardan biri daha açılmıştı. Bu kapı, sonrasında açılacak diğer kapıların öncüsü olmuştu. Bir kez daha anladım ki merkeze bir fikri koymak son derece iddialı bir hareket. İçi boş olursa, bu yalnızca koca bir hiçten ibaret oluyor. Bugün Dersim’de olanlar hakkında kütüphanemde 8 kitap var ve Dersim benzer tartışmalarda karşımdaki kişiyi anlamak için, aklımda oluşturduğum önemli referans noktalarından biri.

Yıllar geçti. Demin kısaca bahsettiğim çevrede değişen bir şey yok. Bugün Ekşi Sözlük’e bir göz attım. Atatürk’e sevgilerini belirtirken dahi, başka kesimlere küfretmekten geri durmayan büyük bir kitle hala mevcut. Hala kendilerinin de yobaz olduğunun farkında değiller. Halbuki bir insanın takipçisi olduğunuzu iddia ediyorsanız, karşı argümanda bulunanları küfürle değil bilgiyle çökertirsiniz. “Sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin” diyen bir liderin takipçisini olduğunu iddia edenler, hala olgunluktan fazlasıyla uzaklar.

Özel günlerde sosyal medyada Atatürk’le ilgili paylaşımlarda bulunanların büyük çoğunluğuyla ilgili ise söylenebilecek çok şey var. Bakmasını bilen biri için, paylaşan kişinin inandığı fikirlerin içinin ne kadar dolu olduğunu görmek çok kolay. Bunu zaman içinde, yılın kalan 360 gününde kendine kattığı bilgiler sayesinde mi yoksa yapması gerektiğini öğrendiği için mi yapıyor sorusunun cevabı fazlasıyla belli.

“Ne fark eder ki” diyebilirsiniz. Bence çok şey fark eder. Bence her şey de o farkta gizli.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s