Şibumi

sibumi-Front-1Bazı kitaplar vardır; okuduktan sonra nasıl olup da filminin çekilmediğine inanamazsınız. Sonra kitabın yazarının profilini az çok çözünce, her şey anlaşılır hale gelir.

Şibumi adlı kitap için de bana göre benzer bir durum geçerli. Kitap 1979 yılında, Trevanian takma adını kullanan Rodney William Whitaker tarafından yazılmış. Aslında yazarın ‘İnfazcı’ adlı romanı Clint Eastwood tarafından beyaz perdeye aktarılmış ama ben Trevanian’ın Şibumi’yi farklı bir yere koyduğunu ve bu yüzden filminin yapılmasına izin vermediğini düşünüyorum. Bu arada bir dönem kendisini sır gibi saklayan Rodney W. Whitaker, yaşamının sonuna doğru kimliğini açıklamıştır.

Peki Şibumi nedir? Yazar Şibumi’yi kitapta geçen bir diyalogda şu şekilde özetliyor:

“Bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün: O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. Sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. Buna sabi denir. Felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse…nasıl söylemeli… Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey.”

Romanın kahramanı, Nicholai Hel, yarı Rus yarı Alman asıllı koyu bir Amerikan düşmanı. Henüz çok genç yaşında, bu sözleri onu yetiştiren ve üstünde büyük emekleri olan manevi babasından duyduktan sonra, şibumi düzeyinde bir insan olmayı hayatındaki en büyük amaç haline getirir. Hocası ona şibumi‘nin ne olduğunu açıkladıysa ve her ne kadar o sözcükler Nicholai’ye çok etkileyici görünse de aslında o anlarda şibumi‘yi henüz anlamıyordur. Peki anlayabilecek midir?

Kitap ilk bakışta polisiye bir roman gibi görünse de felsefi metinlerle dolu. 6 bölümden oluşuyor ve bu bölümlerde olayları birbirine bağlayan farklı durumlar anlatılıyor. Nicholai’nin çocukluk ve gençlik yılları, Japonya’nın işgal dönemi ve o yıllarda Nicholai’nin yaşadıkları, Nicholai’nin olgunluk döneminde kendisinden yardım isteyen genç kızın hikayesi, Nicholai ve en yakın dostunun mağaracılık hobisi, genç kızın ve sonrasında Nicholai’nin peşindeki CIA ve Ana Şirket. Tüm bunlar gayet akıcı ve sıkmayan bir dille anlatılmış ve birbirine bağlanmış. Bu arada kitabı okurken insan muhakkak Japonlar’ın ünlü oyunu Go’yu öğrenmek istiyor. Zaten bu 6 bölüm de Go’daki taktik ve stratejilere göre isimlendirilmiş ve kısaca açıklanmış.

Belki o konulardaki hayal gücümün sınırlı olması belki de biraz fazla detaylı bulduğum için yalnızca mağara bölümünde bir parça sıkıldım. Ama aslında kitabın sonunda o bölüm de bir hayli belirleyici olacaktı.

İnsan kitabı okurken, Nicholai Hel gibi bir dostu olsa hayat nasıl olur diye düşünüyor. Dostları için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, dürüst, gururlu ve son derece zeki Nicholai Hel’in bu 456 sayfalık hikayesini okuyan herkesin büyük keyif alacağını düşünüyorum.