Schopenhauer Tedavisi

img-3394-A1B0-46B3-E3AF“Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi” Irvin D. Yalom’un okuduğum 3. kitabı. Yalom daha önce okuduğum kitaplarındakine benzer bir yöntemle, yine ünlü bir filozofun hayatını ve fikirlerini merkeze alarak, günümüzden olaylarla birleştiriyor.

Bu sefer hikaye biraz farklı. Bir grup terapisi söz konusu ve kitabın önemli bir kısmını bu gruptakilerin konuşması oluşturuyor. Grup terapisinin yöneticisi, Julius Hertzfeld adlı bir psikoterapist. Kitapta onunla ilgili ilk öğrendiğimiz, dört milimetre derinliğinde, beş nodüllü ülserli bir melanom (kötü huylu bir tümör) nedeniyle önünde sağlıklı olarak 1 yılının kaldığı.

Julius hastalığını öğrendikten sonra hayatını sorgulamaya başlar. Yaptıkları ve yapamadıkları konusunda bir muhakeme yapar. Ve dikkatini yardım etmeye çalışıp başarılı olamadığı hastalarına çevirir. Bu sanki yarım kalmış bir işi tamamlama isteği gibidir. Bunlar arasında ilk olarak aklına Philip Slate gelir. İflah olmaz bir seks bağımlısı olan Philip, 15 sene önce 3 yıl boyunca hastası olmuştur fakat kayda değer bir gelişme söz konusu olmamıştır. Julius, Philip’i aramaya karar verir çünkü hayatının ne durumda olduğunu merak etmektedir. Fakat hiç de ummadığı, farklı bir adamla karşılaşacaktır.

Philip çok değişmiştir. İşinde başarılı bir kimyagerken kariyerini sonlandırmış ve terapist olmuştur. Bu haber karşısında Julius tabii ki şok olur. Terapistliği, Philip’in yapabileceği son şey olarak düşünür. İlginç olan şudur ki Philip seks bağımlılığından, tamamen Schopenhauer okuyarak kurtulduğunu belirtmektedir. Bazen günde birden fazla kadınla birlikte olacak kadar ileri giden bir bağımlılıktır bu. Fakat Philip kadınları tamamen meta olarak gören bir adamken, kendi kendisine uyguladığı tedavi sonrası bambaşka bir adama evrilmiştir. Bu durum Julius’un çok ilgisini çeker.

Bu arada Philip, Julius’tan onun teziyle ilgili süpervizörlüğünü yapmasını ister. O da karşılığında Julis’a Schopenhauer sayesinde nasıl iyileştiğini anlatacaktır. Julius bir şartla kabul eder. Yönettiği grup terapisine Philip de gelecektir.

Philip grup terapisindeki insanlar tarafından öncelikle bir parça garipsenir. Konuşmalara çok fazla katılmamakta, gruptakilerle fazla göz teması kurmadan ilgili konularda kısaca fikirlerini belirtmektedir. Fikirlerindeki en önemli referans tabii ki Schopenhauer’dir. Fikren referens olmasının yanında, kendine dönük yapısıyla karakter olarak da Schopenhauer’i anımsatır.

Terapinin ilk zamanları Philip’in bu olayı fazla içselleştirdiği söylenemez. Bu arada gidişatı değiştiren çok önemli bir olay olur. Yalnız kalmak ve özel hayatındaki krizlerden arınmak için gittiği Hindistan‘dan dönen Pam adlı bir kadın, gruba geri döner ve Philip’i görünce şok olur. Pam’in 15 sene önceki öğrenciliğinde, Philip onun hocasıyken kısa süreli birlikte olmuşlardır ve Philip onunla girdiği cinsel ilişkiden sonra Pam’le bir daha ilgilenmemiştir. Pam’in içinde Philip’e karşı geçmeyen bir kin vardır. Bu durumu da grup üyeleriyle paylaşır. Grup üyeleri şok olsa da zaman içinde Philip’in artık farklı biri olduğundan emin olurlar. Ama bu Pam için hiç kolay olmayacaktır.  Philip aynı zamanda Pam’in en yakın arkadaşıyla da birlikte olmuştur ve sonrasında bu ortaya çıkınca Pam en yakın arkadaşını da kaybetmiştir. Her açıdan Philip’in hiçbir sözüne tahammül edemez.

Philip’in artık farklı biri olduğunu ispatlamak için artık daha fazla sabır ve enerjiye ihtiyacı vardır. Ne derse desin Pam’in kendisine karşı öfkesi geçmese de diğerlerinin geribeslimleriyle Pam bu öfkesiyle yüzleşmeye başlayacaktır.

Philip grup terapilerinden birinde 12 senedir hiçbir kadınla birlikte olmadığını belirtir. Gün geçtikçe Philip, kendisiyle ilgili daha fazla şey anlatmaya başlar. Geçmişini ortaya döker. Babası o 13 yaşındayken intihar etmiştir. Annesi o 24 yaşındayken bir daha evlenmiştir ve yılda çok az konuşmaktadırlar. Tek çocuktur. Yalnızlığı üstüne konuştukça ve içindekileri döktükçe hem duygusal olarak rahatlar hem de kendisini eskisi kadar yalnız hissetmez. Önceleri soğuk ve ulaşılmaz görünen Philip, grup üyeleriyle giderek daha fazla yakınlaşır. Ve son terapilerden birinde üst üste itiraflar sonrası ağlayarak boşalır.

Schopenhauer şüphesiz ki hayatındaki çok büyük bir boşluğu doldurmuş ve nasıl yaşaması gerektiğini öğretmiştir ama aslında belki de eksik kalan en önemli parça bu grup terapileri sonrası tamamlanmıştır. Ve tüm bunlar, artık Pam’i de ikna edecek ve aralarındaki tüm sıkıntıları giderecektir. Grup üyeleri, son grup terapisinden sonra Julius’un ölüm haberini alırlar. Julius hayatlarını gerçekten de değiştirmiştir. Bunun farkındadırlar. Özellikle Philip ve Pam’in. Artık onlar iki yakın dosttur.

Philip üstünden Schopenhauer’ün düşüncelerini ve hayat felsefesini öğrenmek bence romanı çekici kılan en önemli unsurlardan biri. Philip’in de kitabın bir bölümünde ifade ettiği gibi, kendisi Schopenhauer’in yeniden doğmuş hali gibidir.

Nietzsche Ağladığında’dan aldığım keyif kadar olmasa da Schopenhauer Tedavisi de zevkli bir kitaptı. Şüphesiz ki grup terapisindeki konuşmaları bir parça sıkıcı bulanlar olacaktır çünkü bazı yerlerde birbirine benzeyen konuşmalar tekrarlanıyor. Buna rağmen, terapideki bireylerin zaman içinde yorumlarındaki ilerlemeleri gözlemlemek keyifli olabiliyor. Ayrıca Philip’in de hikayesinin ilgi çekici birçok yanı var.

Özetle; Irvin D. Yalom’ın kitaplarının her şekilde okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Not: Bu yazı 11 Mart 2016’da Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s