Batı’nın Sonsuz İkiyüzlülüğü

1019661026-91F3-7582-1427Güneydoğu‘da neler olup bittiğini anlamak için çeşitli kaynaklara sahibiz. Sokaklarda çok sıkıntılı bir atmosfer olsa da bölgeye gidip izlenimlerini yazan güvenilir yazarlar mevcut.

Ama tartışmasız bir gerçek var: “Her yaştan çocuklar ölüyor.”

Durum artık PKK‘yla savaşın çok ötesinde. Bu savaşın kazananı olmayacak. Çocukların ölümünden hiçbir rahatsızlık duymayan bir zihniyetin kazanma ihtimali yok.

Devlet, bölge insanını kaybetmek için elinden geleni yapıyor. Yaptıklarının bedeliyle ilgilenmiyor. Şüphesiz ki tüm bunların bir bedeli olacak.

Bu büyük kargaşa, belirsizlik, çatışma halinden en ufak bir rahatsızlık duymamak, çocuklar ölüyorken; grup toplantılarında ağızdan köpükler saçarak konuşmak ne kadar da tanıdık.

Barış sürecindeki umutlar her geçen gün daha da azalıyor. Çocuklar sokak ortasında bu kadar kolay bir şekilde öldürülüyorken hayatın “Batı’da” hiçbir şey olmamış gibi akması gerçekten inanılmaz. O Batı ki Gezi sürecinde Berkin Elvan sokak ortasında öldürülürken adeta hayatı durdurmuştu. Yapılması gereken buydu ve sonuna kadar yapılmıştı.

Peki ya şimdi neler oluyor? Değişen hiçbir şey yok ki…

Türkiye Haziran 2013’te belki de tarihinin en renkli zamanlarını yaşamıştı. Küstahça, etrafındaki her şeyi kendi düşüncesine ve olmayan zevkine göre “düzene sokma” zihniyetine karşı tek vücut olmuştu. İçindeki tüm sivrilikleri törpüleyip; tek bir potada eritmeyi başarmıştı.

Güzel şeyler olduğu üstüne karaladığımı, mesela HDP’li bir erkekle, elinde Türkiye bayraklı bir kızın elele mücadele ederkenki resmini paylaştığımı hatırlıyorum.

Bu uyum, birileri için korkunç bir senaryoydu ve acı sonuçları oldu.

O günlerde birçok insan ilk kez polis şiddetiyle tanıştı. “Bu asker/polis şehrin merkezinde bu kadar pervasızca hareket ediyorsa, Güneydoğu’da kim bilir neler yapıyordur” diyenler oldu.

Gözü her şeye kapalı kesimlerin, en azından bir kısmının belli konularda bilinçlendiğine dair bir inanç oluşmuştu. Ama sorun da buradaydı. “Bir kısmının.”

Kalanlar için tüm o zamanlar, genel bir bilinç sıçramasına dönüşememişti ve kısa sürede de dönüşmeyecekti. Bunun ispatı için, çeşitli testlere ihtiyacımız vardı ve ülke Türkiye olunca test bulmak hiç zor olmuyordu.

Mükemmel zamanlar olsa da yaşananları “devrim” edasıyla karşılayanların yanıldığı açıktı çünkü tarihte benzer hiçbir durumda, hiçbir yerde devrim bir anda olmamıştı.

Birkaç aydır Güneydoğu’da korkunç şeyler yaşanıyor. Hadi iki hikaye farklı diyelim. Ya çocukların öldüğü gerçeği?

Başkaları adına oturdukları yerden ahkam kesenlere, “Peki bir şeyleri değiştirmek için ne yapıyorsun?” diyenler olacaktır.

Ne yapılmalı? Hasan Cemal gibi tüm o bölgelerde tek başımıza dolaşsak fikirler değişecek mi? Gerçeklik algımız yerinden 180 derece oynayacak mı?

Sizi huzurlu yuvalarınızdan ahkam kesmekle suçlayanlar olacaktır çünkü onlar için hayat siyah beyazdır. Ya devletin yaptıklarının yanında olur ya da çeneni kaparsın. Ne yaparsanız yapın, düşünceleriniz onların gözünde meşru olmayacak ama karşı arguman da üretemeyecekleri için, sizin içinde bulunduğunuz durum üzerinden çıkarımlar yapacaklardır.

Farkında olmak konusunda kullandığınız yolları beğenmeyeceklerdir. “Geri gelmeyen tek şey insan hayatı, her şey bunun üstüne kurulmalı” dediğinizde içi boş sevgi pıtırcığı argumanları üretmiş olursunuz.

“Çocuklar ölüyor” dersiniz. “Hepsini PKK yaptı” derler.

Fark eder mi?

Diyelim ki çıkan haberlerin tamamı yalan. Evlerinin içinde, sokaklarda, parklarda öldürülenlerin tamamında devletin 1 gr suçu olmasın. Bu gerçek verilen tepkiyi azaltmalı mı? Peki bu insanları koruyamamakla ilgili hesap veriliyor mu?

Öldürülen 11-12 yaşındaki çocukların diyelim ki hepsi PKK bombacısı. Bu çocukların daha kendi hayatıyla ilgili karar verecek kapasitede olmayışı hiç mi önemli değil? Karşı taraftansa, size zarar vermek istese dahi, çocuk olması içinizde bir yerlere hiç mi dokunamıyor?

Ailemin dahi içinde, gerçeklerden bu kadar çok kaçıp; yalanlara kendini inandıran insanları görüyorum. Ama güzel olan şu ki bu durumun kaynağını bir süredir kesin olarak bildiğim için, eskiye nazaran çok daha huzurluyum.

Tek bir sonuca bakıp, arkasındaki yüzlerce sebebi aramaya gayret dahi etmemeyi artık açıklayabiliyorum.

Bu körlüğü yaratanlar şüphesiz ki belli bir zaman diliminde çok başarılı oldular.

Ama bu elbette ki uzun sürmeyecek. Gerçek hiçbir zaman sonsuza dek saklı kalmıyor.

Özetle; büyük bir kesimin hassasiyetlerini popüler kültür yönetiyor. Üzülmeleri gerektiğini söylediklerinde hep birlikte üzülüyor, öfkelenmeleri istendiğinde öfkeleniyor, sevinmeleri istendiğinde seviniyorlar.

Bu ülkede devlet gücünü, halkının sonsuz aptallığından alıyor. Bu hastalık tedavi edilmediği sürece geçmeyecek. Gezi zamanı hissedilenler, Güneydoğu’ya taşınmadığı sürece huzur asla mümkün olmayacak. Şüphesiz ki bu günler de geçecek. Hatasız Türkiye Devleti tertemiz siciliyle yoluna devam edecek. Ama gerçekler yine saklı kalamayacak. Kamu vicdanı yolunu kaybetmiş olsa da elbet yine bir şekilde bulacak.

Not: Bu yazı 8 Ocak 2016’da Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s