Vitor Pereira’nın Fenerbahçe’si İyi Futbol Oynayabilecek Mi?

ajax39-47473-8025928-2694-776B-9711Bu yazıya dün başlamıştım. Ama bitirmeden önce Ajax maçının da geçmesini istedim. Ve tam olarak da beklediğim gibi bir maç oldu. Fenerbahçe açısından, yine 10’ar dakikalık 1-2 periyotta oynanan iyi futbol ama kalan sürede üretkenlikten uzak bir anlayış hakimdi. Fakat her zamankinden farklı olarak, dün akşam takım bir tık da olsa daha derli topluydu. Birbirine yakın, iyi paslaşan ve biraz daha hızlı oynamaya çalışan bir takım vardı. Savunma her geçen gün daha iyiye gidiyor olsa da hücum varyasyonları hala kadro kalitesinin çok altında. Bu sorun bir türlü aşılamıyor.

Ajax eski günlerinden uzak olsa da Amsterdam deplasmanından alınan puan her zaman önemlidir. Son 15 dakikadaki futbol ise, büyük oranda Volkan ve Ozan’ın girişiyle oldu. Bu gerçekten sonra, Pazar günkü Konyaspor maçında Vitor Pereira ilk 11 oluşturmakta zorlanacaktır.

Ana konu belli. Fenerbahçe sezon başından beri çok kötü futbol oynuyor ve her ne kadar takım lider Beşiktaş’ın 2 puan gerisinde de olsa, 1-0’lık galibiyetlerle gelen bu durum taraftarı tatmin etmiyor.

Oynanan yavaş ve kötü futbolun birçok nedeni var. Ama öncelikle her futbolseverin bildiği bir gerçeği vurgulamak istiyorum. Dünya üzerinde 11 yeni transferden sonra direkt iyi futbol oynayacak bir futbol kulübü kesinlikle yok. Buna Barcelona, Real Madrid, Chelsea, Bayern Munich vs de dahil. Tarihte en fazla bir iki istisna vardır. Onun dışında örneğine rastlayamayız. Ama sorun şu ki artık bu bir bahane olmaktan çıktı çünkü görünen o ki olayın tek boyutu uyum sorunu değil.

İlk soru şu: Fenerbahçe neden bu kadar kopuk ve yavaş oynuyor?

Gerçekten de taraftarın en çok isyan ettiği konu bu. Fenerbahçeliler takımları belki ligde 3-4 yenilgi almış ve 6. sırada olsa dahi bu kadar tepkili olmayacaklardı. Fenerbahçe oyundaki 10’ar dakikalık 1-2 patlama haricinde maç içinde inanılmaz kötü oynuyor. Ben mücadelede zaman zaman eksiklikler görsem de bence kötü mücadele eden bir takım yok. Ama maç içinde hatlar birbirinde inanılmaz kopuk ve Ömer Üründül’ün dilimize kazandırdığı deyimle belirtirsek bloglar arası yardımlaşma çok zayıf.

Geçen sene fazla süre almayan Diego’yu da düşünürsek, Fenerbahçe 4-2-3-1 sistemindeki 4’lü savunmanın dışında kalan 6 pozisyonun 5’inde yeni oyuncular kullanıyor.  Öndeki oyuncuların birbirini tanımasının zaman alacağı açık. Bu tabii ki önemli bir nokta. Ama Pereira’nın tercihleri ne kadar doğru?

Son birkaç maçtır, dörtlü defansın önünde Mehmet Topal, onun önünde de Josef ve Diego oynuyor. Josef’in hücum yanının fazla olmadığını düşünürsek, o Mehmet Topal’a yaklaştıkça oyun kurma yükü Diego’ya biniyor. Diego’nun olması gereken yer ceza sahası çevresiyken, oyun kurma görevi nedeniyle geriye çok dönüyor. Çok şey yapmak istiyor; yapmak istedikçe yoruluyor; basit oynayamıyor ve hata yapıyor. İşte bu yüzden negatif birçok yönüne rağmen bana göre Emre Belözoğlu kalmalıydı. En azından takımda ileri-geri dağıtım yapabilecek, Emre kalitesinde bir oyuncu alınmalıydı. Ozan’ın bunu yapabilecek potansiyeli olsa da şu anki fizik ve mental durumuyla bunu başarması imkansız görünüyor.

Bu sorun kesin olarak çözülmek zorunda.

Forvet tercihi de bir başka sorun. Fenerbahçe tek santrafor oynayacaksa bu isim daima Van Persie olur. Ama maalesef Hollandalı yıldız da güçlü bir görüntü çizmiyor. Ayrıca, formda görünmese de kalitesini yansıtabileceği bir oyun düzeni yok. Bu kadar az topla buluştuğu sürece ekstra katkı yapması imkansız. İki kanat oyuncusunun ve arkasındaki ismin ona daha çok yaklaşması lazım ama şu ana dek bu da mümkün olmadı.

Tüm bunlar düşünüldüğünde, ben hala biraz daha sabırlı olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Taktik konusunda,  Pereira’nın 4-4-2’den vazgeçmesi çok doğruydu. Fenerbahçe’nin elindeki tüm kanat oyuncuları 4-3-3’e uygun oyuncular. Ayrıca 4-4-2 oynayarak Diego, Alper Potuk, Markovic gibi oyunculardan faydalanmak da mümkün değil. Bunu farketmiş olması, artı puan olarak görülebilir.

Onun dışında 2 yeni stoper alındı. Alves çok formsuz başladı ama biraz toparladı. Görünen o ki sakatıklar haricinde defansın göbeğindeki ikili Ba-Kjaer olacak. Defansın önündeki ikili hücum açısından yetersiz de olsa oradaki varlıkları stoperleri bir hayli rahatlatmış görünüyor.

Beklerde sıkıntı fazla değil gibi. Gökhan futbola çok aç bir görüntü çiziyor. O’nun formda dönmesi çok önemliydi ve öyle de oldu. Caner de sakatlık sonrası eski formunu yakalayabilirse beklerden alınan hücum katkısı yine maksimuma çıkabilir.

Ersun Yanal bugün gelse, tabii ki yarın çok daha göze hoş gelen, bol pozisyon üreten bir takım ortaya çıkar. Türkiye’yi ve futbolcuları çok iyi tanıyan yerli bir teknik direktörle, henüz 4 aydır Türkiye’de bulunan bir teknik direktörü mukayese etmek mantıklı değil. Ersun Yanal’ın elbette bunun dışında da çok artısı var ama sezon ortasında böyle bir değişiklikte kim olursa olsun daima risk vardır. Zaten biliyoruz ki Aziz Yıldırım’in böyle bir şey yapma ihtimali yok. Egosu her şeyin üstünde.

Gelenler ve gidenler konusunda da eklemek istediğim bir iki şey var.

Emre-Egemen-Webo gibi şampiyonluklarda ve genel olarak takımda önem arz eden oyuncuları bir anda göndermek ne kadar doğruydu? Gençleştirme operasyonu doğru yapılırsa uzun vadede faydalı olur ama kısa vadede geçiş süreci doğal olarak sancılı olur.

Genellikle ellerinden geleni yapsalar da kapasite açısından camiayı bir türlü tatmin edemeyen Bekir İrtegün ve Selçuk Şahin anlaşılabilir ama mesela oynadığı her maçta skora bir şekilde katkıda bulunan bir golcü en azından 1 sezon daha tutulabilirdi.

Türkiye’de sık rastlanan bir durum vardır. Bir teknik direktör futbolcular tarafından seviliyorsa, futbolcu iki kat sorumluluk alır ve mücadele eder. İstediği kadar profesyonel olsun, bu gerçekten kendini soyutlayamaz. Aslında sadece futbolda değil, çoğu kurumda bu böyledir. Sevgi olmazsa olmaz değildir ama olduğu takdirde bireysel performansı çok ileri götürür. Uyum sorunu kısa sürer. Futbolcuların Pereira’ya karşı bu hislere sahip olup olmadığı konusunda şüphelerim var. Umuyorum ki en azından saygıyla karışık sevgi yaratılmıştır da belki biz dışardan hissedemiyoruzdur.

Temelde sıkıntının kaynağı, Pereira’nın geldiği ülkeyi hiç tanımadan ezbere vaatlerde bulunmasıydı. Beklentileri çok yükseltti. Çok büyük isimler alındı. Şimdi de bu durumun sancılarını yaşıyor.

Bu kadar yeni bir takım bu denli kısa bir sürede iyi futbol oynayamaz. Bunu şimdilik akılda tutmak gerek.

Pereira dünkü maçın son 15 dakikasından ve Galatasaray maçının son yarım saatinden dersler çıkarmalı. 60. dakikalar itibarıyla her iki maçın skoru da işine geliyorken, birinde oyuna ofansif birinde defansif oyuncular soktu. Skordan bağımsız olarak, sonrasında takımın performansı siyahla beyaz kadar farklıydı. Eğer tercihler konusunda inatçı olmaz ve ligde puan farkı da açılmazsa, her şeye rağmen takım şampiyon olabilir.

Yoksa Mayıs ayında kesinkes bizi yine yeni bir macera bekliyor.

Not: Bu yazı 6 Kasım 2015’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s