İsmail Kartal Başarılı Mıydı? Vitor Pereira Başarılı Olabilir Mi?

fft104mm3717583-EE30-11B0-22F9Bu iki sorunun cevabını vermeden önce, öncelikle başarıdan kastımızın ne olduğunu netleştirmeliyiz. Bakıldığında, İsmail Kartal’ın takımı, 2014-2015 sezonunu 74 puan toplayarak, ligi 77 puanla şampiyon tamamlayan Galatasaray’ın ardında 2. tamamladı. Her futbolsever ve Fenerbahçeli bilir ki Fenerbahçe için 2. olmak kesin bir başarısızlık göstergesidir. Bu her ne kadar İstanbul’un diğer 2 büyük takımı için de geçerli olsa da Fenerbahçe camiası diğer 2 camiaya nazaran daha sabırsız ve tahammülsüzdür. Beşiktaş için de 2.lik başarı değildir ama dünyanın sonu da değildir. Galatasaray da bu gibi durumlarda nispeten teknik direktör değişikliği planlasa da sürece daha sabırlı ve makul yaklaşabilir. Ama Fenerbahçe, ekstrem durumlar hariç, muhakkak alınan 2.lik sonrası teknik direktörünü değiştirme yoluna gidecektir. Ve yine o şekilde olmuştur.

Ben Aziz Yıldırım’ın artık başkanlıktan ayrılmasını dört gözle bekleyen Fenerbahçelilerdenim. Çünkü Yıldırım artık koca bir dev haline gelmiş egosuyla, kesinlikle Fenerbahçe’ye zarar veriyor. Hiç kimse 17 yılda yaptığı hizmetleri inkar etmiyor ama maalesef futbol ve insan yönetimi konusunda başarısız. Anladığı işler varsa da şüphesiz ki bunlar değil.

İsmail Kartal tercihi büyük bir riskti. Kartal, şampiyon bir takıma gelmişti. Şampiyon yapan teknik direktör Ersun Yanal’ın yardımcısıydı. Kendisiyle ilgili birçok şüphe mevcuttu. Ve sezon içinde yaptığı oyuncu tercihleriyle, maalesef bu şüpheleri haklı çıkardı. Hakkını yemeyelim. 3 büyüklerin sezon içindeki maçlarını tek tek alsak; Fenerbahçe iyi futbol konusunda bir tık önde çıkacaktır. Ama sezon içinde futbolla ilgili yazılarımda zaman zaman değindiğim gibi, İsmail Kartal’ın olağanüstü etkisiz, takımdan kopuk ve bencil oyununa rağmen en öndeki Emenike tercihi, bence şampiyonluğun gitmesindeki en önemli faktörlerden biriydi.

Düşünüyorum. Emanuel Emenike’nin tam olarak nerede olağanüstü etkisiz ve kopuk oynamaya başladığını aklıma getirmeye çalışıyorum. Mesela ligin ilk yarısında deplasmanda oynanan ve 1-1 beraberlikle sonuçlanan bir Bursaspor maçı var. Maçın hakimi genel anlamda Fenerbahçe olsa da özellikle son 10 dakika Bursaspor olağanüstü goller kaçırmıştı. Ve o maçta Emenike’nin yavaş yavaş kopmaya başladığını görmüştüm. Güçlü olsa da takımla uyumu olağanüstü zayıf ve tercihleri hep hatalıydı. Bunun birçok sebebi olabilir. Gol atamayan her forvet sıkıntı yaşar. Emenike de bu durumun sıkıntılarını yavaş yavaş yaşamaya başlamış olabilir. Teknik direktör elbette ki bu durumda oyuncuyu hemen kesmeyecektir. Ama kenarda Webo gibi bir alternatif varken, Emenike her hafta daha da kötü oynuyorken, onda ısrar etmek gerçekten de düşündürücüydü.

Tabii şöyle de bir durum var. Eğer olaya sadece puan açısından bakacaksak, İsmail Kartal  Ersun Yanal’ın 2013-2014’teki şampiyon takımıyla aynı puanı aldı. Ama Yanal’ın takımı bitime 3 hafta kala şampiyonluğunu ilan etmişti.

Fark şu noktada ortaya çıkıyor. Galatasaray geçen sene 65 puan toplamışken, bu sene 77 puan topladı. Beşiktaş ise geçen sezon 62 puan toplamışken, bu sezon 69 puan topladı. İki ezeli rakip toplamda 19 puan fazla toplamışken, Kartal’ın Fenerbahçesi’nin sezonu geçen seneyle aynı puanla kapatması ne denli bir başarı sayılabilir?

5-1 kazanılan Çaykur Rizespor maçının dönüşünde, Fenerbahçe kafilesine yapılan silahlı saldırı, şüphesiz ki tüm takımı, özellikle de yabancıları ciddi şekilde etkiledi. Muhakkak ki saha içine de yansımaları olmuştur. Fakat Kartal’ın son basın toplantısındaki imalarının aksine, şampiyonluk o yüzden kaybedilmedi. Şampiyonluğu, vizyondaki eksiklikler kaybettirdi. Sorun, Bursaspor’a karşı oynanan bir Türkiye Kupası yarı final rövanş maçında, finale çıkmak için mutlak şekilde gole ihtiyaç varken, Kadıköy’de bitime 10 dakika kala Hasan Ali Kaldırım’ın oyuna alınmasıydı.

Bu arada bu sezonla ilgili bence bir gerçek daha var. Son 20 sezonu aklıma getiriyorum. Hemen hemen tüm şampiyonlar, şampiyonluğu en azından dönem dönem ezici ve kaliteli bir futbol oynayarak kazanmışlardır. Ama düşününce, iki kupalı şampiyon Galatasaray’ın bu sezon bunu çok az maçta başardığını görüyoruz.

Sonuçta İsmail Kartal’ın takımı şampiyon olamadı. Ve doğal olarak bir sonraki adım yol ayrımı olacaktı.

Bu sezonun başında ise, futbolda basketboldakine benzer bir yapılanma başladı. Aziz Yıldırım artık, “Söz ben karışmayacağım” der gibi bazı tercihler yaptı.

İlk adım olarak, 2 hafta önce yeni sportif direktör Giuliano Terraneo görevine başladı. Terraneo; Torino, Milan, Lazio gibi önemli kulüplerde futbol oynamış ve daha sonra sportif direktör olarak da önemli kulüplerde bulunmuş biri. Bu yüzden bu tercihin profesyonel bir adım olduğunu söylemek mümkün.

Teknik direktör seçimi konusunda birçok isim konuşuldu. Ve o isim de geçen hafta kesinleşti: Vítor Pereira

Pereira henüz kariyerinin başında olsa da geçmişinde şampiyonluklar mevcut. Villas-Boas’ın Haziran 2011’deChelsea’yle anlaşmasıyla birlikte, Porto’nun teknik direktörü olması sonrası kazanılan iki Primeira Liga şampiyonluğu ve iki Portekiz Süper Kupası var. Ama açıkçası bundan sonraki tercihleri fazlasıyla ilgi çekici.

2013-14 sezonunda, Suudi Arabistan‘ın Al-Ahli kulübünde göreve başlaması, bu ilginç tercihlerden biri. Ocak 2015’te, kovulan Míchel‘in yerine Olympiakos‘un teknik direktörlüğüne getirilip yarım sezonda lig ve kupada şampiyonluk yaşaması da bir başka önemli başarı olarak görülebilir.

Türkiye’ye son yıllarda kariyerleri başarılarla dolu çok fazla teknik direktör geldi. Bu isimlerin büyük çoğunluğu ciddi bir uyum sorunu yaşadı ve başarısız oldu. O yüzden henüz kariyerinin başında, Portekizli ve Yunanistan’da çalışmış bir teknik direktör uyum sağlama konusunda fazla sıkıntı yaşamayabilir.

Bunun yanında kişilik olarak da işine karışılmasından hoşlanmayan biri olduğu kesin. Geçmişte rakip takım taraftarlarıyla yaşadığı sorunlar da düşünüldüğünde, Türkiye’de bir hayli renkli ve ateşli günler yaşayacak gibi görünüyor.

Daha ilk basın toplantısında, hücum futbolu oynatacağına dair yaptığı vurgular taraftarları şimdiden heyecanlandırmış olsa da somut bir şeyler görene dek çok da büyük bir beklentiye girmemek gerek. Takımın yine 4-3-3 oynayacağı kesin. Miroslav Stoch’un dönüşü önemli bir detay. Kuyt’un takımdan ayrılmasıyla birlikte sağ ön için dünyaca ünlü isimler geçiyor ve Aziz Yıldırım bonservisler konusunda hiç olmadığı kadar bonkör görünüyor. Sanki artık bu sene şampiyonluğu bırakmama konusunda fazlasıyla kararlı.

Daha 10. günden Bekir İrtegün, Mert Günok, Selçuk Şahin, Egemen Korkmaz ve Pierre Webo’yla sözleşme uzatmama kararını, Mert ve Webo tercihi konusunda gençleştirme adına mantıklı buluyorum. Bu noktada daha ani operasyonlar da başlayabilir. Aziz Yıldırım hiçbir şart ve koşul altında müdahalede bulunmaz ve işi profesyonellere bırakırsa; özetle basketboldakine benzer olan bu yapılanma devam ederse başarı gerçekleşebilir. İlk başarısız skorda yine işlere burnunu sokar ve herkesi gererse, bir başka başarısız sezon daha kaçınılmaz olur.

Not: Bu yazı 23 Haziran 2015’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Baraj Paramparça: Bir Türkiye Partisi Olarak HDP

adsz-0D86-ED91-48F9Hayatımla ilgili 5 ay önce aldığım ciddi bir karar sonrası, hafta sonlarım son zamanlarda bir parça koşuşturmacayla geçiyor. Bu arada 1.5 yıldır iş nedeniyle yurtdışında olan annem, Çarşamba günü kesin dönüş yaptı. Bu durum, bana bu süreçte yardımcı olacağından dolayı iyi bir haberdi. Pazar sabahım, evimden annemin evine birkaç parça eşya transferiyle başladı. Öğleden sonra oyumu kullanacaktım. Farklı bir yerde yaşıyor olsam da ikametgahım hala Maltepe’de olduğu için oy kullanmaya annemle gittim. O’nun terhcihini yine ezbere bir şekilde yapacağını biliyordum. Maalesef, hiçbir şekilde düşünme yolunu seçmiyordu. Ve üstüne üstlük benim tercihime inanamıyor ve beni “Uçmakla” itham ediyordu. Kendi adıma sabrettim ama bazı şeyleri öfkeli bir şekilde söylemeden edemedim. Muhtemelen dozu biraz da kaçırdım.

Uzun süredir kararlıydım. Yıllarca arkadaş çevresinden bazı insanlarla toplumsal ve siyasi tartışmalar yaptım. Çoğunluk maalesef her tartışmada bıraktığım yerdeydi. Hala da aynı şeyi gözlemliyorum. Bu tartışmalarda bir amaç gütmüyordum. Benim için her zaman odak nokta, argumanları ortaya koyarken içlerinde çelişki barındırıp barındırmadığıydı. Yüzeysellikten iğreniyordum. Türkiye’yi ucuz sohbetlerle kurtarma amacından ziyade, sadece daha bilinçli bir toplum oluşturmanın yolları üstüne kafa patlatmayı gerçekçi buluyordum.

Etrafımızdaki insanlar bazı konularda zırvalama eşiğini geçtiklerinde, bir cevap veriyoruz ama bu cevaba verilen tepki sonrası oluşan durum içinde, çok fazla uzatmayabiliyoruz ama söz konusu kendi ailem olunca ben bunu hala başaramıyorum. Demek ki hala yeterince olgun değilim. Söz konusu annem olunca da yine bir şekilde sinirlenmemeyi başaramadım ve bir kez daha bilinçli olarak kalbini kırdım. Bu denli ezbere bir oy kullanımı, ezberin bozulduğu her noktayı Türkiye’ye yapılan bir tehdit olarak gören zihniyet, militarist bir eğitim sürecinin eseriydi. Peki ama her şeye rağmen hoşgörülü olmam gerekmez miydi? Şüphesiz ki gerekirdi. Ama başaramadım. Sonuç olarak oyumu gereken partiye attım. Huzurluyum.

Ve günün sonunda oldu. HDP aldığı %13.1’lik oyla beklentilerin de üstüne çıktı. Benim de beklentim 12-13 arasıydı. Mecliste tam 80 adet HDP milletvekili olacak. Bundan sonra her şey çok farklı olacak. 1 gecede çok güzel mi olacak? Hayır. Ama şüphesiz ki eskisi gibi olmayacak.

“PKK’yı meclise soktunuz. Mutlu musunuz?” diyenler olacak. Sayıları hiç azımsanmayacak düzeyde olacak. Bu kişilere laf anlatmanın ya da herhangi bir şekilde bilinçli bir tartışma yapmanın imkansızlığını keşfedenleri sayısı da bir hayli fazla. O yüzden içim rahat.

Bir de tabii ki Gezi gerçeği var. Gezi’nin önemi, yakınlaştırıcılığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Gezi 1 günde sonuç vermeyecekti ama muhakkak sonuç verecekti. Dün geceki sonuçlar bu durumun ilk adımıydı.

Gezi’de insanlar şu gerçeği gördüler. Bu ülkenin üniversiteli, yeni mezun, beyaz yakalı yani kısacası en eğitimli kesimine, güvenlik güçleri hiçbir şekilde kuvvet uygulamaktan çekinmedi.

Peki 30 yıl boyunca kimbilir aynı güçler Güneydoğu’da neler yapmışlardı? Bu medya olanları ne şekilde yansıtmıştı? Bu soruyu samimi bir şekilde soranlar oldu. Hala çoğunluk Gezi sürecinde hayatını kaybeden gençlerle, Güneydoğu’da hayatını kaybeden gençler arasında ayrım yapıyordu. Gerekli dersler hala alınmamıştı ama önemli nokta şu ki bu sorular soruldu.

Dilediği gibi etrafındaki her şeyi şekillendirme arzusundaki bir iktidar, ilk büyük dersini aldı.

Bir arkadaşım; “Bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi Kürtler getirecek” demişti. İlk anda fazla iddiali gelen bu sözleri söylerken haklıydı. Yaptıkları bu katkı unutulmayacak.

Bugun bu ülkedeki vicdanlı insanlar, tüm azınlıklara ve aslında nüfus olarak fazla oldukları için azınlık olarak da değerlendirilemeyecek Kürtlere tarihte yapılanların farkında. Onlar da artık bu farkındalığı baz almalı ve kendi içlerindeki acılarla barışmalılar. Bu olgunluk ve sabrı son zamanlarda onlarda görmek mümkün. Bu desteğin farkındalar ve bu onların acılarını hafifletiyor.

Hayatımda ilk kez verdiğim bir oyun boşa gitmediğini hissettim. Bir gün her şeyin muhakkak değişeceğine olan inancım daha da pekişti.

Erdoğan’ın da bu süreçteki rolü yadsınamaz. Tarafsız bir Cumhurbaşkanı olarak değil, hala bir Başbakan olarak yaptığı çalışmalarla herkesi daha da bir araya getirdi; hırslandırdı; toplumun bilinç seviyesini artırdı. Partisinin 2011’de %49.95 olan oy oranının %40’lara düşmesinin önüne geçemedi.

Bugün bir dönemin sonuna geldik. Kurlar dalgalanacak; uzun vadede büyüme düşecek; daha fazla sıcak para çıkacak; ekonomi daha da kırılgan hale gelecek ama insanlar tüm bunlara rağmen geleceğe daha umutlu bakacaklar.

Kimse kafasına göre yeşil alanları yokedip, Topçu Kışlası yapmaya kalkışamayacak.

Hikayenin sonu. Geçmiş olsun.

Not: Bu yazı 8 Haziran 2015’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.