Siz Futbolseverseniz, Ben Değilim

emre-belozoglu-tore8217yi-ikna-etti-A8CE-0D14-47A6Pazar akşamki derbiden sonra, maalesef yine birkaç gündür futbol dışı şeyler konuşuluyor. Beşiktaşlı yöneticilerin demeçleri, Fenerbahçe’nin bildirisi derken olay gitgide çirkin bir hal almış durumda.

Olayın çıkış noktası ise, yine maç içindeki Bilic-Emre gerginliği. Yine diyorum çünkü ilk yarıdaki maçta da benzer gerginlikler yaşanmıştı. Beşiktaşlıların tepkisinin merkezinde, Emre’nin küfürlerine müsamaha gösterilmesi var. Ortaya çıkan son görüntülerde ise, yalnızca Emre’nin değil, Slaven Bilic’in de koridorlarda Emre’nin ailesine küfür ettiği iddia ediliyor. Burada bir haklı/haksız aramaya gerek yok. Ama vurgulanması gereken önemli bir nokta var. Her zamanki gibi herkesin olaylara yalnızca kendi açısından baktığı gerçeği. Yöneticilerin bu profilde olduğu bir yerde, taraftarların da profili asla değişmiyor; değişemiyor.

Bilic geldiği günden beri, yaşam tarzı ve dünya görüşü nedeniyle kutsanıyor. Ben de kendisine sempatiyle bakanlardanım. Ama bizde sevgi de nefret de ezbere ve gözü kapalı yaşandığı için, her şey abartılıyor ve bu durum gerçeklerin önüne geçiyor.

Bilic farklı bir insan olsa da bence kısa zamanda bir şeyleri keşfetti. Bu olayların en önemli sorumlusu Emre olabilir. Ama Bilic’in de giderek daha fazla dönüştüğüne vurgu yapmak gerek. Bu giderek Lucescuvari bir dönüşüme doğru gidiyor.

Buraya gelen herkes, doğal halleri ve alışılageldik tarzlarıyla  başarılı olmanın ne kadar zor olduğunu, bir süre sonra keşfediyor. Birkaç örnek vermek gerekirse:

Joachim Low, Vicente Del Bosque, Frank Rijkaard, Nevio Scala, Roberto Mancini, Luis Aragones… Liste uzar gider. Bu isimlerin hepsi dünya çapında teknik direktörler. Ama hiçbiri Türkiye’de önemli bir başarı elde edemedi. Çünkü hemen hemen hiçbiri, değişmeleri gerektiğini anlayacak kadar kalmadılar.

Bir tanesi farklıydı. Ya da farklılaştı. Tarihi başarılar elde etti.

Mircea Lucescu.

Avrupa’da hiçbir ligde maç ertelenmesi diye bir şey kalmamışken, Galatasaray’ın maçları ertelenmedi diye, kulübünün hakları yeniliyor gibi bir imajı, gayet başarılı şekilde yarattı. Fenerbahçeli yöneticilerle ağız dalaşına girdi. 1 sene sonra, bu sefer başında olduğu Beşiktaş, en yakın rakibinin 8 puan önünde olmasına rağmen, o rakibin erteleme maçıyla uğraştı; maçlardan sonraki neredeyse her basın toplantısında hakemlerden konuştu, göz göre göre takımın 2 santraforu satılmışken, dikkatleri bambaşka yerlere çekti.

Ama özetlemek gerekirse, daha çok başarılı oldu. Hem de tarihi başarılar elde etti.

Dönüşenler ancak bir şeyler yapabiliyorlar. Bunu farketmek çok önemli.

Bilic de buradaki iklime iyiden iyiye uyum sağlamış durumda bence. 2 senede tek bir derbi kazanamamışken, hala seviliyor ve güveniliyor olması, belki de ılımlı ve dürüst karakterinin yanında, kısa sürede bizleşmesinin de etkisiyle oldu. Ama bu Bilic kutsamasının artık can sıkıcı ve yüzeysel bir noktaya geldiğini düşünüyorum.

Fenerbahçe’nin yayınladığı bildiri ise, neresinden tutulsa elde kalıyor. Yine konuyla ilgili/ilgisiz her şey katılmış. Emre ise maalesef Türkiye’deki futbola saha içindeki hareketleriyle zarar vermeye devam ediyor. Beşiktaşlı yöneticiler bu konuda kendilerince haklı. Ama ahlaki ders verme konusu, iki üç demeçle geçiştirilemeyecek bir konu.

Türkiye’deki ortalama futbolcu kapasitesini biliyoruz. Maç sonralarında hep aynı şeyleri tekrarlayan, 2-3 cümleyi bir araya getiremeyen, ezber bozamayan bir profil. Bu gerçeği her şeyden önce hatırlamak gerek. Emre’yi saha içindeki agrefisliği ve küfürleri nedeniyle ahlaki açıdan eleştirmek iyi güzel de Gökhan Töre Milli Takım’da arkadaşlarına silah çekip; mafyacılık oynarken çok mu ahlaklıydı? O Gökhan Töre’nin olduğu milli takıma, Ömer Toprak hala gelmiyor, Hakan Çalhanoğlu ise zar zor ikna edildi. Bu şartlar altında, “Emre Milli Takım’ın kaptanı olduğu için futbolcularımızı göndermeyelim” diye düşünmek ne kadar tutarlı?

Dediğim gibi, bu kültürün özeleştiri seviyesi maalesef yerlerde. Fikret Orman gibiler aslında en tehlikeli türlerden. Dışarıda nazik görünüp, işine gelmeyen ilk anda, yenilgiye ve başarısızlığa kılıf arayan bir profil. Maç 1-1 bitse ne Emre günah keçisi olurdu ne de Fırat Aydınus bu denli eleştirilirdi. Ben kendi adıma, Aziz Yıldırım’ı eleştirdiğimiz kadar, Orman gibileri de eleştirmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Gerçekleri çarpıtmak ve kendine göre yontmak kabul edilemez. Her şeyden önce bunu unutmamak gerek.

Kısacası, benim hakkım=senin hakkın seviyesi çok uzaklarda.

O seviyeye ulaşıldığı gün, isimlerin zaten bir önemi kalmayacak, yalnızca güzellikleri konuşacağız.

Not: Bu yazı 26 Mart 2015’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.