Ünal Aysal: Bir Başarı Hikayesi Mi?

unal-aysal-istifa-etti-639620-720-400-3F29-4DC2-D466Ünal Aysal; Mayıs 2011’de, belki de gelinebilecek en iyi zamanda Galatasaray başkanı seçildi. Bu arada son şampiyon Fenerbahçe son derece güçlü kadrosunu, 1-2 nokta transferle takviye etmiş, büyük bir iştahla yeni sezonu ve Şampiyonlar Ligi’ni beklemekteydi.

Ama olmadı… 3 Temmuz 2011 günü, bugün bence hala yeterince bilgi sahibi olmadığımız ama ilerde muhakkak olacağımız bir süreç başladı. Başkan Aziz Yıldırım hapse girdi, kulüp ligden düşme söylentileriyle çalkalanmaya başladı. Yeni transfer Emanuel Emenike de dahil olmak üzere, Lugano, Santos, Niang gibi şampiyonlukta kilit role sahip isimler, sıcak para ihtiyacı sebebiyle gönderildi. Kulüp kuralara birkaç gün kala Şampiyonlar Ligi’nden men edildi, yerine ön eleme turunda elenen Trabzonspor dahil edildi.

Ünal Aysal’ın Galatasaray başkanı olarak ilk sezonu olan 2011-2012 sezonu, bu şartlar altında başladı. Yoğun tartışmalar ve karışıklıklar sonrası ligin geç başlamasının yayıncı kuruluşa yaratacağı potansiye gelir kaybı, TFF’nin yarattığı, 34 hafta bittikten sonra oynanacak olan, dört takımlı Süper Final’le aşıldı.

Sonrasında bazı Galatasaraylı taraftar ve yöneticiler, bunun maalesef Fenerbahçe için yapıldığı gibi komik iddialarda bulunacaklardı. Bu kuralın, daha lig sıralamasına dair hiçbir şey bellli olmadan alındığını biliyor olmalarına rağmen. Üstelik Galatasaray lige 2-0’lık Büyükşehir Belediyespor yenilgisiyle başlamıştı. TFF yöneticilerinin bu şartlar altında sezon sonunda oluşacak 9 puanlık farkı tahmin etmeleri dolayısıyla imkansızdı.

Bir önceki sezonu, hatırladığım kadarıyla 8. bitirmiş olan Galatasaray, kadrosunu büyük oranda yenilemiş ve kulübe tarihinin en büyük başarılarını yaşatan Fatih Terim’le anlaşmıştı. 34 hafta sonundaki 9 puanlık farkta Fatih Terim faktörü kadar, Selçuk İnan ve Melo’un üstün formu, Eboue, Elmander, Muslera, Ujfalusi gibi tecrübeli yabancıların da ciddi katkısı vardı. Ama şüphesiz ki Fenerbahçe’nin sezon boyunca uğraştığı sıkıntıların ve hemen her hafta gündeme gelen küme düşme söylentilerinin yarattığı negatif havanın da bu puan farkında payı vardı.

Sonrasını herkes biliyor. Üstüste gelen 2 şampiyonluk, 2 süper kupa. Sonrasında ise, Fatih Terim’le 3. sezonun ortasındaki yol ayrımı. ‘Eleman’ tartışmaları… Özetle, birbirine uymayan ve asla da uymayacak olan 2 profil. Ünal Aysal ve Fatih Terim.

İster gelir farkı, ister duruş farkı, ister eğitim farkı, ister dünya görüşü farkı…

Ne dersiniz deyin. Onlar farklıydılar.

Peki o 2.5 sezonda ve o günden bugüne geçen 1 yılda Aysal adına genel bir başarıdan söz edilebilir mi? Aysal başarılı bir işadamı olabilir ama başarılı bir spor adamı oldu mu?

Taraftarlardan bazıları, işler iyi gidiyorken, kendisini büyük başkan ilan etmişti. “Ne yaptı?” diye sorsak tutarlı bir değerlendirme gelmeyeceği açıktı. Sonuç odaklı yaklaşım toplumsal bir gelenekti. Teknik ekibi Fatih Terim kurmuştu. Hangi büyük sorunu çözmüştü de büyük başkan olmuştu Aysal?

Çünkü kağıt üstünde şampiyonluk şampiyonluktu. Uzun vadeli değerlendirmeler yoktu, hep anlık kararlar, çıkarımlar vardı. Bu toplumun en büyük sorunu bu değil miydi? Her zaman günlük düşünmek ve zayıf bir hafıza.

“Yeter Yıldırım Demirören” denilerek yıldız transflerlerden hoşnutluk duyulur, bu transferlerin nasıl oynatılacağı düşünülmez. O gazla futbolcular havaalanında karşılanır, giderken 5 kişiyle uğurlanır. Genelde derin düşünce yktur, anlık gaza gelmelerle oluşan bir değerlendirme profili vardır.

Ünal Aysal da özetle fazla bir şey yapmamıştır. Önemli bir paranın sahibi, başarılı bir işadamıdır. Sonuçta malum bugün ekonomik durumu üst düzeyde olduğu için başarılı demek zorundayız.

Onun dışında Aysal, henüz ilk yılında, bir maçta Fenerbahçe tribünlerinden yabancı maddeler geldiğinde, “Ben hiç böyle bir şey görmedim” diyecek kadar Türkiye’deki futbol ortamından ve kültüründen uzaktır. Daha önceki sezon kendi takımının stadında atılan yabancı maddelerden bihaberdir. Ünal Aysal söz konusu futbol olduğunda, herhangi bir 70 yaş üstü insandır. Kendince efendi ve mesafelidir ama tutarlı bir yaklaşımı yoktur.

Galatasaray’ın seksi bir kulüp olduğunu söylemesi, çilek transferi gibi sevimli söylemleri oldu ama onların da devamı fazla gelmedi. Bu toplara girmenin iyi getirileri olmayacağını sezmişti. Yoluna bence ortalama başkan profiliyle devam etti ve işler artık kontrolünün dışına çıkarak ciddi şekilde zorlaşınca da başkanlığı bırakmayı tercih etti.

Hepsi bu. Ondan büyük başkan modunu yaratmaya gerek yok. Ama hem Galatasaray taraftarı hem de camiası muhtemelen üstüste 3.sezonda da şampiyonluk gelseydi onun ismini bu sözlerle anacaktı. Aslında hikaye hep böyle. Kazanırsan sevilir, kaybedersen asılırsın. Onun dışında içinde bulunulan spor kültürüne ne kattığınla fazla ilgilenilmez. En azından hayattayken bu böyledir. Özhan Canaydın ve Süleyman Seba örneklerindeki gibi, değerin ve farklılığın ancak öldüğünde anlaşılır. Özetle çoğunluk için bu konular rekabetin içindeyken pek önemsenmez ve hatta küfürle ve aşağılanmayla karşılık bulabilir. Her şey bittiğinde ise, takdir edenlerden bolca bulunur.

Not: Bu yazı 25 Eylül 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s