Ol’mak… Zor İş

indir-CE68-5CF9-A401Osho bana göre son zamanların felsefe ve kişisel gelişim konularında en değerli isimlerinden biri. 1990’da hayatını kaybeden Osho, geride, bazıları kendinin yazdığı, bazıları da söylevlerinden oluşturulmuş birçok kitap bıraktı. Elbette fikirlere katılmakla onları içselleştirmek çok farklı şeyler. O yüzden O’nun öğretileri son zamanlarda Facebook‘ta çok popüler hale gelse de kaçının ciddi şekilde anlaşıldığı tartışılır.

Değinmek istediğim şey değişim ve yaratacağı potansiyel yalnızlık hali. Az kişi değişimin ya da ortada gerçek anlamda bir gelişim varsa, Osho’nun deyimiyle bir yolda hem kendi olmanın hem de bunun getireceği tek başına olma haliyle mücadele edebilir. İnsanın etrafında başka insanlar olması güzel şeydir, ama bu insanlarla aynı dili konuşamamak cehennemdir, en saf kişi dahi bilir ki kendi olmak bu kişilerin sayısını azaltacak, ama orada her zaman gerçek insanları tutacaktır.

Osho’nun “Aşk, Özgürlük, Tek Başınalık” adlı kitabının, “Tek Başınalık” bölümünde, yalnız olmakla tek başına olmak arasında ciddi bir fark olduğunu ve tek başınalığı başarabilen bir insanın asla yalnız kalmayacağını belirtiyordu. Yalnızlık hissinin daha çok içsel bir hastalık olduğuna dikkat çekiyordu. Ve bu hissi aşmaya başlayan insanın da tek başınalığın keyfine varmaya başlayacağını vurguluyordu.

Bence haklıydı. Ortak dilden konuştuğumuz insanlarla yaptığımız her şey çok keyifli ama kendimizle de başbaşa kalabilmek, kendimizi eğlendirebilmek birey olmanın ve belki de içindeki çocuğu öldürmeden büyümenin olmazsa olmaz kuralı. Ben içindeki çocuğu büyütmekten daima korkanlardan oldum. Çok olgun olduğumu düşündüğüm anlarda dahi O’nu içimde hissettim. Kalabalıklar içinde bile o çocuğun varlığı baskındı. Özel hayatımdaki tüm saçmalamalarımda, sonunda aslında O’nun beni yönettiğini anladım.

Tek başınalık sürecinde, bir noktadan sonra kişi, bir takım yaftalamalara maruz kalabilir. Onaylanma ihtiyacındaki toplum ve arkadaşlar, bunu sizden alamayınca, ötekileştirme yoluna gidebilirler. Ama dostlar yine sabit bir şekilde orda olacakladır, kıpırdamadan duracaklar, 6 ay dahi görüşmeseniz, kişisel gelişminizin paralel gittiğini size hissettireceklerdir.

Siz “Bir dakika ben cidden bir şeylere dönüşmeye başladım” diye düşündükçe, aslında onların da bir şeylere dönüştüğünü fark edeceksinizdir.

Bu da oluşan korkutucu farklılaşma düşüncesini yenecektir.

Diğerleri ise diğerleri olarak kalacaktır. Hayata girmişler ve muhtemelen belli açılardan size dersler vermişlerdir. Onların içindeki çocuğun da sizinki kadar özel bir hikayesi vardır. Ama bir noktada her şey gereksiz kalır. Kelimeler yetmez.

Elif Şafak’ın, Mevlana ve Şems’in hikayesi üstüne kurulu, bir ara ortalığı kasıp kavurmuş olan “Aşk” adlı bir romanı vardır. Kitap, bir ara çok ciddi bir hayran kitlesi yaratmıştı. İçindeki dini motifler ve herhangi bir şeyin popüler olunca itici hale gelmesi algım yüzünden o zamanlar okumamış, sonrasında 3 sene önce bitirmiştim. Din konusunda fikrim sabit, o yüzden şu anda ona bulaşmayacağım.

Kitapta bir bölümde, Şems kendisiyle Tebriz’den Konya‘ya gelmek ve sonunda öğrencisi olmak isteyen birini yanına almak istemez. Kitabı okurken şaşırmış ve açıkçası bu tutumundan hoşlanmamıştım. Şems’in, kendisiyle birlikte bir yola girmeye meraklı genç bir adamı neden yanına almadığını sorgulamıştım.

Sonra şu gerçeği, hemen herkesle ilgili, anladım. Hazır değildi ve belki uzun zaman sonra olacaktı ya da hiçbir zaman olmayacaktı O bir macera peşindeydi, yolculuğu herhangi bir şey olarak görüyordu, egoları gömme ve gerçeği arama niyetinde değildi. Şems bunun farkındaydı. Belki ona bir şeyler öğretebilirdi ama anlatması olanaksızdı.

Bu çoğumuzun gündelik hayatında yaşadığı şeydir. Ve bu his bir kere geldi mi asla kaybolmaz: Bilmediğin şeyi öğrenemezsin. O yüzden öncelikle bilmelisin.

O yüzden, etrafımızdakiler keşiflerimizi paylaşmıyor diye hüzünlü ve yalnız hissetmemek gerek. O tek başınalık hissi geldiğinde, ondan kaçmamak, onu kucaklamak gerek. Bir şeylere dönüşülcekse, bunun olmazsa olmazı, öncelikle kendi hikayemizle barışmak ve insanları kendimize benzetmemek. Çünkü benzetmeye çalıştığımızda eninde sonunda kırıcı oluyoruz.

Yoksa 2-3 basit ilişkiden sonra, Demet Akalın’ın giderli şarkı sözlerini sanal alemde paylaşarak dünyayı çözdüğünü sanan ergen zihniyetlerden farkımız kalmaz. Bilmek dikenli bir yoldur ve bedel ister. Yolun da sonu yoktur. Sonu görmek isteyen sabırsız zihinler de hiçbir şey göremez.

Not: Bu yazı 1 Eylül 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s