“Benim Çok Sevdiğim Yahudi Arkadaşlarım Var”

indir-599C-CDFC-76E7İsmail Türüt, bundan yıllar önce yaptığı “Plan Yapmayın Plan” adlı şarkının sözlerinde, “Fatihalar, Yasinler bitmez Karadeniz’de” diyordu. Bu sözlerle, 19 Ocak 2007’de kalleşçe öldürülen Ermeni Gazeteci Yazar Hrant Dink‘i öldürenler arasında adı geçen Yasin Hayal’e övgüyle karışık gönderme yaptığı söyleniyordu. Bu iddiaların yer aldığı programı dün gibi hatırlıyorum. “Yahu kardeşim ben neden katili öveyim, bir şarkı yazdım, sözleri de böyle, ne alakası var” diyordu.

“Bu şekilde algılanmak beni çok üzer. Zamanlama olarak bu şekilde denk gelmiş ama kesinlikle böyle bir şey yok. Ermeniler de bu toprakların insanları. Türkler ne kadar bu topraklara aitse Ermeniler de o kadar ait” demiyordu. Yalnızca iki olay arasında bağ olmadığını belirtiyor ve bana göre asla inandırıcı olamıyordu. Toplumun önemli bir kısmı tarafından onaylanıyor olmak, onda bu cümleleri kurma ihtiyacı yaratmıyordu.

2008 yılının son günleriydi. İsrail yine Gazze’ye bugünküne benzer operasyonlar yapmaktaydı. Hamas da yine aynı şekilde karşılık veriyordu. Yine çocuklar ölüyordu. Sonuçta 10 güne yakın süren operasyonlarda 1000’in üstünde Filistinli öldü.

Olaylar arasında hızlıca bağlantı kurma konusunda üstün yeteneği olan toplumumuzun, ırkçı olduğunu farkına varamayacak kadar vicdansız ve cahil insanları, o günlerde bu olaylara protesto amaçlı olarak, Facebook‘a Hitler’in sözlerini yazmaktaydı.

Hitler; “Öldürmediğim her Yahudi için bana söveceksiniz” gibi bir laf söylemişti. Bizim hümanist insanlarımız da bu sözleri kullanarak yaşananlara sövüyorlardı. Ama tabii mesela kendilerinden Rojava’da yapılanlar konusunda bu tarz protestolar bekleyemezsiniz.

Neden? Çünkü bir yerde katiller Müslüman bir yerde Yahudi.

Zihniyetin ve de daha önemlisi olarak yaygın zihniyetin bu olduğu bir coğrafyanın sevilen sanatçısı, en azından benim açımdan “maalesef” Yıldız Tilbe’dir. Ebru Gündeş’tir. En çok izlenen ismi Şahan Gökbakar’dır.

Yine bu gibi bir görüşe karşı arguman olarak, toplumu küçük görme üzerinden eleştiriler getirilebilir. “Fazıl Say”laşmak denebilir ama açıkçası artık gerçekten umrumda değil. Ne ben ya da bu olaylardan şikayet eden insanların bilinci toplumun çok üzerinde, ne de bu insanlar çok düşük bir seviyede. Öyle dahi olsa olay bu değil.

Ortada yine hiç bitmeyen bir ölüm yarıştırma hastalığı var. En derinlere öyle bir işlemiş ki asla geçmeyen. Ne kadar eğitilirse eğitilsin bunu içinden atmakta zorlanan bir zihniyet.

“Şimdi benim de Kürt arkadaşlarım var ama”yla başlayan ve benzerlerinin eşlik ettiği cümleler ve çözülemeyen sorunlar.

Yıldız Tilbe ve benzerleri beni hiç şaşırtmadı ve asla da şaşırtmayacak. Devlet/sanatçı/toplum. Bunların hepsi aynı denize dökülen farklı kollar.

Gerçek sanatçılar Gezi’de gaz yiyordu. Yıldız Tilbe ve benzerleri de bazen Gezi’ye uğrar, bazen kahrolsun Yahudiler der, bazen de başka bir şeye söver.

Çünkü altyapı yok. Kitap yok. Eğitim yok. Akıl yok. Tüm bunlardan bağımsız olarak vicdan da elbette oluşmuyor, oluştuğu düşünülen vicdan yalnızca tepeden inme koşullar üzerinden oluşuyor. Yol dikensiz olunca, çıkmak çok kolay oluyor. Uzaktan diken görününce, ezbere sövmeler çok daha kolay. Bir toplumun bedelsiz aydınlanması ne kadar zorsa, bu saatten ve yaştan sonra da bu insanların aydınlanması o kadar zor. Artık büyük oranda kaybedildiler. Belki biz de kaybettik. Belki çocukları falan daha iyi yetiştiririz de onların kuşağının “sanatçıları” yalnızca savaşa ve savaşanlara söver; bir etnik ya da dini gruba değil. Umut var. Her zaman olacak.

Olmasa napardık?

Not: Bu yazı 15 Temmuz 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Bir Banka Klasiği

kredi-3BC5-2734-7CC7Bankalarla ilgili tarih içinde ve günümüzde, birçok ekonomist ve finansçı birbirinden farklı çok fazla yorum yapıyor. Her ne kadar mutlak bir doğru belirlemek çok zor olduğu için çoğunluk dünya görüşüyle paralel çıkarımlar yapsa da herkesin ortak kanıda olduğu en önemli gerçek; bankaların günümüz dünyasındaki muazzam gücü ve belirleyici yapısı. Son yıllarda kar rekorları kıran bankaların, bunu ne denli kan emici politikaları ve kendi çaplarında oluşturdukları yalandan müşteri memnuniyeti odaklı politikaları sayesinde yaptıklarını biliyoruz.

Bankaların yaptığı adaletsiz uygulamaların her noktasıyla uğraşmak gerek. Her türlü işlemden dünya kadar para kazanıyorken; doğru dürüst para olmayan hesaplardan dahi kesilen hesap işletim ücretleri, alınan kredi kartı aidatlarından, kredi faizlerinden kazanılan olağanüstü paralar yetmiyormuş gibi bir de en ufak rakamların dahi peşinden koşan bir zihniyet.

Mart ayında bir para transferi nedeniyle hatırladığım kadarıyla, bir bankadan internetten bir Euro hesabı açtım. Transfer sonrası Euro hesabım 0 bakiyeli bir şekilde açık kaldı ve 4 aydır da bu şekildeydi. Kapatmak istediğimde, otomatik ödeme talimatı nedeniyle kapatamayacağım yazıyordu. Halbuki tüm otomatik ödeme talimatlarım vadesiz TL hesabıma bağlıydı.

Sonrasında önceki gün bir kez daha bu hesabı kullanmak zorunda kaldım. Yalnızca 1 günlüğüne para hesapta kalacaktı. O 1 günlük süre içinde malum bankanın benden 11 Euro hesap işletim ücreti kestiğini gördüm. Aylardır 0 bakiyeli bir hesap için kesilen 11 Euro! Nasıl bir sistemse hesaba para geldiği an o kesintiyi yapıyor. Bankayı aradığımda bunun kanuni bıdıbıdılar olduğuna yönelik söylenen 5 dakikalık saçmalıklar sonrası, yardımcı olmak isteyen kıza şunu sordum:

“Kendinizi şu an yaptığınız işin dışına çıkarın ve olaya tamamen objektif bir yabancı gibi bakın lütfen. Sizce bu 11 Euroluk kesinti adil mi? Bu kan emicilik değil de nedir?”

Bildiğimiz gibi konuşmalar kaydedildiği için, kendisi kemkümden fazlasını söyleyemedi. Bense, uzun zamandır o bankanın müşterisi olduğumu, gayet sakin ve sabit bir ses tonuyla, o 11 Euro her nereye gidiyorsa, umarım katbekat bir şekilde bankalarından çıkmasını ve ciddi bir limiti olan kredi kartımı en kısa zamanda kapatacağımı söyledim.

Ve tabii yine gelen kemkümler.

Arkadaşlarla bu konularda yaptığımız en önemli çıkarım, bu iğrenç kan emici kültüre durmaksızın borçlanan eğitimli orta sınıfın yaptığı katkı. 2001’de ciddi bir darbe almış bankalar, bugün az ama öz sayılarıyla çok ciddi bir güç oluşturuyorlar ve herkes bu korkunç yapı içinde sıkıştıkça, muhtaç olma düzeyi arttıkça, bu kurumların daha da açgözlü hale geldiği bir gerçek.

O 11 Euro yüzünden, ya da benzer rakamlar yüzünden insanlar kredi kartlarını, hesaplarını kapatmaya başladıklarında, bu utanmaz zihniyet de bir yerden açık vermeye başlayacak. Ama öyle bir kültür içindeyiz ki çoğunluk maalesef “11 Eurodan ne olacak ki abi yeeaa”nın ötesine fazla geçemiyor. Benim de bankam olsa, ben de o 11 Euroların, 65 liralık aidatların peşine düşerim. Soyulmaya hevesli bir toplum, neden soyulmasın ki?

Kendi adıma bu mücadeleleri artık delilik ekseninde ve eğlenerek yapmaya başladım. Yoksa bu kadar yoğun bir aptallık içinde, akıl sağlığını korumak cidden daha zor bir hal alıyor.

Bankalar bugünkü ekonomi için elbette ki olmazsa olmazdır. Ama her zaman hırsızdırlar ve hırsız olarak da kalacaklar.

Sizden kesinlikle başka bir arzumuz yok. Gölge etmeyin yeter.

Not: Bu yazı 14 Temmuz 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.