Türkiye Eskisi Gibi Olmayacak

445722-7AD0-844A-E439Gezi Parkı direnişiyle ilgili kısa süre içinde birçok kitap yazıldı ve halen yazılmaya devam ediyor. Bu süreçle ilgili okuduğum ilk kitap; Osman Ulagay’ın “Türkiye Eskisi Gibi Olmayacak” adlı kitabı. Süreci en başından itibaren sebepleri ve sonuçlarıyla ele alan bu kitap, yoğunluk sebebiyle yaşananları yakından takip edememiş olanların olayları hızlıca anlaması açısından birebir.

Öncelikle AKP’nin kuruluş döneminin kısa bir özeti var. Bilindiği gibi Türkiye Şubat 2001’de tarihinin belki de en büyük ekonomik krizini yaşamış, DSP-MHP-ANAP’ın oluşturduğu koalisyon hükümeti erken seçim kararı almıştı. 2001 ortalarında kurulan AKP, bu boşluğu çok iyi değerlendirerek Kasım 2002’deki seçimlerde yüzde 34’lük oy oranıyla tek başına iktidar olmuştu. Ekonomi alanında başta özelleştirmeler olmak üzere birçok icraat yapmış (tabii tüm bunların icraat olup olmadığı bambaşka bir tartışma konusu), sadece içeride değil, uluslararası piyasalardaki sıcak para bolluğu da ilk yıllarındaki ekonomik başarıya önemli katkı sağlamıştı.

Ekonomik büyümeyle geçen 2002-2007 döneminin sonrasında, olayın rengi belki de 2007 seçimlerinden sonra değişmeye başladı. Seçimlerin kazanıldığı gece yaptığı balkon konuşmasında “Herkesin Başbakan’ı” olduğunu söyleyen Erdoğan, aslında bu sözlerin ne kadar gerçekdışı olduğunu zaman içinde gösterecekti. Ülkede askeri vesayet yıllar sonra azalıyor ama yerini daha farklı bir yapı alıyordu. Demokratikleşme açısından atılan adımlar önemliydi ama yine demokrasi bazılarının işine geldiği gibi yorumlanmaya başlıyordu.

2011 genel seçimleri sonrasında ve özellikle son 2 yılda AKP ve Erdoğan’ın özel hayata dair yaptığı birçok müdahale ve toplum mühendisliğine soyunması, artık işin renginin tam anlamıyla değiştiğini gösteriyordu. Kitleler rahatsızdı, sabırlar taşmaya başlamıştı. Artık olay ortalama elitist bir Ulusalcı bakış açısıyla gelen ezbere eleştirilerin çok ötesindeydi.

Ve Gezi Parkı direnişi… Direnişin başlamasından kısa süre sonra, kitapta da belirtildiği gibi, herkes bir şeyden tam olarak emin oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın sonsuz kibri ve egosu. Durdurulamıyordu. Ne Abdullah Gül ne de Bülent Arınç O’nun gibi davranıyordu. O çok farklıydı. Kitapta bu ayrımın temel sebepleri gerçekten çok güzel özetlenmiş.

Şiddeti azaltmak adına hiçbir şey yapmayan Başbakan Erdoğan, olayı yalnızca dış mihraklar ve faiz lobisine bağlayarak; ortalama zihinlerde bir imaj yaratmaktan öte hiçbir şey yapmaya girişmemişti. İnsanları ötekileştiriyor; kutuplara ayrılmanın ne gibi büyük felaketlere yol açtığı bilinen bir coğrafyada, bunu yapmaktan çekinmiyordu.

Aslında olayın temelinde yatan gerçek şuydu. Başbakan, “Ben 3 seçim üst üste kazandım; o yüzden istediğim gibi davranırım” diyordu.

Kitapta, Erdoğan’ın her şeyi dış mihraklara bağlamasını, Batılıların içten içe nasıl bir alay konusu haline getirdiği, Erdoğan’ın nasıl bir anda Batı’nın düşüşe geçtiği, Doğu’nun güçlenmeye başladığı gibi son derece yüzeysel bir bakış açısının gazına gelerek olayı nasıl kendi eksenine koymak istediğine vurgu yapılıyor.

Bunun hiçbir şekilde mümkün olmadığı gerçeği çok önemli. Bugün dünyada artan orta sınıf nüfusu, her şeyden önce tam anlamıyla Batı standartlarında bir hayat sürmek istiyor. Bu da Ulagay’ın en çok dikkat çektiği nokta. Gelişmekte olan ülkelerle, gelişmiş ülkeler arasındaki büyüme oranları farkına varıp, Batı’nın gücünün azaldığını belirtmenin ne kadar kolaycı bir bakış açısı olduğunu sık sık vurguluyor.

Bu elbette, hiçbir şekilde azalmayan Batı kompleksinin sonucu. Sürekli Batı’yı değersiz ya da yozlaşmış olarak gören bilinç; bugün hayatının her anında Batı’nın ürettiği ürünleri kullanıyor. Kompleks de buradan geliyor zaten.

Temelde dikkat edilmesi gereken nokta şu: İyi eğitimli, gözünü teknoloji devrimimin ortasına açmış bir sınıf var. Ve bu sınıf sosyal medyayı, dünyayı, her türlü teknolojik değişimi yakından takip ediyor. Kesinlikle özgür bir ülke talep ediyor. Erdoğan ise, her şeyi görmezden gelerek, toplumu 2 kutba ayırarak, yalnızca pozisyonu korumanın derdinde.

Devletin daha önce yaptığı faşist uygulamaları eleştiren Erdoğan, devletin gücünü kendi eline geçirince, nasıl da bir anda yapılan uygulamaları benzer şeyler yaptığının farkında değil.

Erdoğan için Türkiye’nin Putin’i diyenler bile oldu. Kitapta da belirtildiği üzere, her iki lider de seçim yoluyla gelmişti ancak sonrasında demokrasinin gerektirdiklerini yapma konusunda tutarsızlık göstermektelerdi.

Ve kitabın en ilgi çekici noktası: Kitap 17 Aralık’tan önce yazılmış ancak Ulagay, Erdoğan’ın Fetullah Gülen’le arasının açılma riskiyle karşı karşıya olduğunu ve böyle bir durum gerçekleşirse işlerin tersine dönebileceğine vurgu yapıyor. Tam olarak bu nokta aslında 17 Aralık’tan beri yaşadığımız tüm bu sürecin özeti gibi. Bakıldığında, durum AKP için hiç iyi gitmiyor ve eğer 30 Mart’ta İstanbul kaybedilirse, işler tam anlamıyla tersine dönebilir.

İlk günden beri şunu savunmaktayım. Değişim hiçbir zaman bir anda gerçekleşmez. Hatta belli bir zaman diliminde yaşayanlar, anın içindeyken değişimin farkına varmayabilirler. Ama tarih, her şeyi gerektiği yere mutlaka koyar. Gezi Parkı süreci şunu çok net gösterdi: Her ne kadar demokrasi konusunda hala emekliyor olsa da Türkiye, öyle ya da böyle at koşturulacak bir yer değil. Ya da şöyle belirtmek lazım: O kadar çok at koşturmak isteyen var ki tek bir zümrenin at koşturmasına kolay kolay izin verilmiyor.

17 Aralık’tan beri, paralel devlet, dış mihraklar, faiz lobisi gibi kavramlara boğan insanların siyaset yaptığı, her türlü yolsuzluğa bulaşıp, hala masum ya da mağdur profili oynayanlara şunu söylemek lazım: Türkiye’de daha önce ortalama Batılı ve elitist görünmeye çalışan ama aslında son derece dogmatik olan Kemalist kesim, yıllarca AKP’yi ya da benzer yapıları, çok da içi dolmayan bir entelektüel bakış açısıyla onları küçümsemiş ve aşağılamış olabilirler. Ama Gezi Parkı hikayesi, özellikle ilk günlerinde çok farklıydı.

Gezi Parkı’ndakiler, onlardan çok daha farklı bir kitleydi. AKP bunun farkında olamadıkça, birilerini suçlamaya devam edecek ve tarihe bu şekilde yazılacak. Bunun farkına varmak ya da varmamak onların elinde.

Sosyal medyayı şeytanlaştırıp, kendi gibi düşünmeyen herkesi ötekileştiren, insanlar hayatını kaybediyorken, hala hiçbir şekilde geri adım atmayan bir zihniyetin, değişen dünyayı algılaması ya da sevginin önemini kavraması beklenebilir mi? Zor görünüyor.

Kitaptaki eleştirilerden zaman zaman AKP’ye destek veren liberal-sol kesim de nasibini almış. Son günlerde 12 Eylül Referandumu hatırlatılarak, bu kesimi de eleştirenler oluyor. O gün “yetmez ama evet” diyenler elbette ki AKP’nin her icraatını onaylamıyorlardı. Yalnızca o günün koşullarında öyle bir tercihte bulunmayı seçmişlerdi. AKP’nin özünü görenler de vardı görmeyenler de. Ama her fırsatta ne olursa olsun seçilmiş bir hükümete destek verip; asker şakşakçılığı yapmadılar diye, onlara bir örnek üzerinden “Bakın gördünüz mü?” demek bana biraz haksızlık gibi geliyor.

Kitapta ayrıca, Erdoğan’ın içten içe Ortadoğu’nun yeni lideri olma arzusunda olmasının, Avrupa ve ABD tarafından hiç de hoş karşılanmadığına vurgu yapılıyor. Tüm bu süreç ve son günlerde yaşananlara AKP’yi iyiden iyiye köşeye sıkıştırmış durumda. Erdoğan bunu çok iyi biliyor. Herkesi karşınıza alarak kazanamazsınız. Her zaman haklı siz olamazsınız.

Şüphesiz ki 30 Mart Yerel seçimleri çok önemli olacak. Eğer AKP İstanbul’ u kaybederse hiç beklenmedik şeyler de olabilir. Döviz kurunun yükselişi devam ederse, ekonominin yaşayacağı ciddi sıkıntılar, erken genel seçime dahi neden olabilir.

Şu soruyla yazıyı sonlandırmak istiyorum. Kitabın sonlarında da bu soru soruluyor. Evet AKP’yi her gün eleştiriyoruz ama yeni alternatiflere sahip miyiz? Yoksa tek yaptığımız oturduğumuz yerden dünyayı kurtarmak mı?

Bunun bir cevabı yok. Ya da belki var. Erdoğan’ın imajının ciddi şekilde zedelendiği kesin. Ama bir toplum bu durumda dahi bir alternatif çıkartamıyorsa, işi çok daha derinlemesine düşünmek gerekir.

Zaten işin tıkandığı nokta da her zaman burası oluyor ve muhtemelen de olmaya devam edecek.

Not: Bu yazı 5 Şubat 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s