90+ Hakkı Doldu

es11-38323-5065882-F962-5F4D-8E0AFenerbahçe dün akşam Eskişehir deplasmanında alacağı 3 puanla çok önemli bir virajı kayıpsız geçebilirdi ama olmadı. Öncelikle belirtmek gerekir ki 18. hafta sonunda, liderle 2. arasında 10 puan fark lig tarihinde çok fazla olmuş bir şey değil. Bu durumun takımda rehavete yol açtığını gözlemlemek zor değil. Ama bence olayın sezon başından beri daha düşündürücü bir boyutu var. Dün akşamki maçın daha önceki deplasmanlardan aslında çok da bir farkı yoktu. Kuyt maç 1-1’ken boş kaleye topu eliyle yuvarlamak yerine ayağıyla yuvarlayabilse muhtemelen dün akşam da 3 puan alınacaktı.  Ama işte olmayınca iş bir anda terse döndü.

Herkesin bildiği ilgi çekici bir istatistik var. Fenerbahçe sezon başından beri kazandığı maçların neredeyse yarısını (6) 80’den sonra, bu 6’nın 4’ünü de 90+larda kazandı.

Bu durum şu soruyu akla getiriyor. 10 puanlık fark ne kadar gerçek?

Özellikle hemen hiçbir deplasmanda Fenerbahçe rakibi üstünde baskı yaratamıyor. En önemli belirleyici ve maçları da getiren unsur, maç sonunda takımın diri kalmasını sağlayan kondisyonu. Buna rağmen Fenerbahçe bu deplasmanlardan puansız da dönebilirdi. Maçların 90 dakika olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz ama işler her seferinde bu kadar iyi gitmeyebilirdi ve dün akşam da gitmedi.

Fenerbahçe 90+’larda kazandığı puanlar olmasa, çok eleştirilen sezon ortasında teknik direktör değiştirmiş Galatasaray’la aynı puanda ve hatta belki de daha gerisinde olacaktı.

Öncelikle Fenerbahçe, savunma anlayışını bir türlü oturtamıyor. Bol pas yaparak oyunu sürekli kontrol etme isteğinden, sürekli önde basmaya ve hücum etmeye çalışan bir oyun anlayışına geçmek, sezon başından beri Fenerbahçe’de savunma anlamında çok ciddi zaaflara yol açıyor. Puan farkı kesinlikle aldatıcı olmamalı. Galatasaray hem teknik direktör değiştirmiş hem de aynı anda Şampiyonlar Ligi’nde oynamış olmasına rağmen, bu akşam kazanırsa puan farkı 7’ye düşecek. Hala önemli bir puan farkı ama başarı olup olmadığı tartışılır.

Bir başka en önemli eksik, Fenerbahçe’nin hala Alex’in boşluğunu dolduramamış olması. Fenerbahçe’nin bu sistemde (4-3-3) bir 10 numaraya ihtiyacı yok belki ama Mehmet Topal’ın önünde oynayan Cristian, Emre, Holmen, Meireles gibi oyuncuların hücum yönünün çoğu zaman sınırlı kalması, Fenerbahçe’nin yaratıcılığını ciddi biçimde kısıtlıyor. Ve de görünürde orta sahada bir bolluk olmasına rağmen, bu futbolcuların hiçbirinin tam olarak hazır olmadığı gerçeği o bölgede zorlu rakiplere karşı üstünlüğü ele alamamasına neden oluyor. Sow, Emenike ve Kuyt’ın son derece çalışkan ve sürekli yer değiştirerek rakip savunmaların dengesini bozması ve rakibi sürekli hataya zorlaması önemli puanlar kazandırdı ama her şekilde Fenerbahçe genel olarak rakiplerini ezemiyor. Rakibi bariz bir üstünlük kurarak kazandığı 3-4 maç olsa da çok fazla puan kaybetme riskinin olduğu maçlar da oldu. Kazanılan en az 4 maçta oyun tersine de dönebilirdi.

Bu senaryo aslında, 10 puana rağmen çok da fazla rahat olunmaması gerçeğini gösteriyordu. Şüphesiz ki Galatasaray ve Beşiktaş da fazlasıyla kırılgan ama Fenerbahçe ligin en kaliteli takımı imajına rağmen puan farkı kapanırsa da birçok kişi şaşırmayacaktır. Hele ki Emenike’den sonra bir de Webo’nun sakatlığını ve Semih’in de satıldığını düşünürsek işler farklı bir noktaya dönebilir. Semih’in neden tutulmadığını anlamak da gerçekten güç. Her ihtiyaç olduğunda takıma faydalı olmuş, gol krallığı yaşamış, en formda döneminde dahi (2008) takımı terk etmemiş bu kadar değerli bir oyuncuyu bu kadar kolay gözden çıkarmak anlaşılır değil.

Sonuçta bugün Galatasaray kazanırsa puan farkı 7’ye düşecek. Bundan sonra Fenerbahçe şampiyonluğu zora sokmak istemiyorsa; deplasmanlardaki bu kırılgan yapısı üzerine daha fazla çalışması lazım. Çünkü bir sezonda bir takım en fazla 4-5 maçı 90+’da kazanabilirdi ve Fenerbahçe de bu hakkın tamamını kullandı. Bundan sonrası için şüphesiz ki deplasmanlarda kilidi daha erken açacak çözümler üretmek gerekecek. Kalan 15 maç hiç kolay geçmeyecek olsa da Fenerbahçe hala en büyük favori. Ersun Yanal’ın bu süreçteki tercihleri muhtemelen belirleyici olacak. Her şey onun elinde. Bu süreci nasıl yöneteceğini hep birlikte göreceğiz.

Not: Bu yazı 1 Şubat 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s