Anadilde Savunma Hakkı

mahkeme-726572718-73E0-B321-AD9EEzgi Başaran, anadilde savunmayla ilgili, 25 Kasım 2012 tarihinde şöyle yazmıştı:

“Düzenleme, Türkçe bildiği halde ‘kendisini daha iyi ifade edebileceği bir dille’ savunma yapmak isteyen kişiye sadece iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaasını verirken izin veriyor. Geri kalan her adımda, her soruda sanık kendisini en iyi ifade ettiği dilde değil Türkçe konuşacak. Türkçe dışında bir dil konuştuğu söz konusu iki durumda da tercüman bulundurma ve bu tercümanın ücretini ödeme yükümlülüğü sanığa ait.”

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi_basaran/kurtce_savunma_buyuk_turk_hakimine_emanet-1107928

Özetle, anadilde savunmanın, tamamıyla “Büyük Türk hakiminin” insiyatifine kalmasını eleştiriyor ve satırlarına hala dahi anadilde savunma yapılamamasının utancını taşıyordu.

Zaman içinde yoğun tartışmalar yaşandı. Sonunda anadilde savunma hakkı meclisten geçti ama hala yoğun itirazlar vardı.

Ve Anayasa Mahkemesi, dün aldığı kararla, anadilde savunmayla ilgili yapılan itirazları Anayasa’ya aykırı bir durum olmadığı için, kesin olarak reddetti. http://www.radikal.com.tr/turkiye/anadilde_savunmaya_anayasal_guvence-1173227

İnsanlığın yüz karası olmaya aday bir karar gördüğümde, şu soruyu sormadan edemiyorum:

“İnsan haklarıyla ilgili devletin birimleri içinde alınmış herhangi bir kısıtlayıcı kararın, zamandan bağımsız olması mümkün müdür?”

Yani söz konusu insan haklarıysa, evrensel, zamandan bağımsız, mutlak doğrular içeren hukuki kararlar var mıdır?

İstisnalar haricinde, hayır yoktur.

Tüm kararlar, devletlerin tarih içinde değişen yapısı içinde, toplumların taleplerine göre şekil değiştirir. Derin itirazlar gelir ama sonunda olması gereken olur. Aslında, bir şekilde insanlık kazanır.

İnsanın, insanlığa olan inancını yerle bir eden çok fazla yüz karası karar alındı. Ama sonra en önemli turnusol kağıdı olan zaman devreye girdi. Hiçbir kanun, devletin varlığı içinde, insandan daha değerli olamadı. Olduğu an, devlet yıkıldı. İnsan daha iyisini inşa etmeye girişti.

Ülkelerin ayrımcılıkla ilgili tarihine bakıyorum. Herhangi bir kararın yüz karası olduğunu o anda o toplumun yüzde kaçı anlıyor? 10? 20?

Ama sonuçta gerçek olan şu. Devletin herhangi bir birimi tarafından alınmış adaletsiz bir kararı, zaman mutlaka ortadan kaldırıyor. Tabii insan, bu kararlar, toplumun bir kesiminin talebi gerçekleştiği an çıksın istiyor. Ezbere refleksler devreye girmesin istiyor. Ama hemen olamıyor.

İnsan, Afro-Amerikalılar ABD’de haklarını mücadeleye gerek kalmadan kazanmış olsun istiyor.

Katalanlar ya da Basklar İspanya‘da hakları için bunca mücadele vermek zorunda kalmasalardı istiyor.

Kürtler Türkiye‘de kendilerini anadilde savunmak istediklerinde bunca hukuki sıkıntıyla uğraşmak zorunda kalmasalardı istiyor.

Liste çok uzun. Aslında insan, özgürlüklerle ilgili talepleri yok sayan kanunların öyle ya da böyle değişeceğini o kadar iyi biliyor ki. 1 sene ya da 2 sene. Ya da belki daha fazla.

İnsanlıktan ümit asla kesilmiyor çünkü her adaletsiz kararın ardında mücadele etmeye hazır insanlar var. Sayılarının hiçbir önemi yok.

Anadilde savunmayla ilgili, bakıldığında son çıkan karar hala kendi içinde eksiklikler ve çelişkiler barındırıyor.

Anayasa vizesi alan kanuna göre, sanık; iddianamenin okunması ve esas hakkında mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilecek. Tercüme hizmetleri, il adli yargı adalet komisyonlarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilecek. Bu tercümanın gideri devlet tarafından karşılanmayacak.

Ama muhtemelen biraz daha zaman geçtikten sonra belki tercümanın da gideri devlet tarafından karşılanacak ya da ona benzer koruyucu bir başka karar daha çıkacak.

Yani işte hayat böyle bir şey. Birileri sürekli bir şeyleri yasaklıyor, bazıları da bu kararların zamana yenik düşeceğinden emin bir şekilde izliyor. Kürtler kendilerini er ya da geç anadillerinde savunacaklardı. İnsanlık bir utancından daha kurtulmak üzere. Darısı kalan utançların başına.

Son olarak, 19. yüzyılda yaşamış ünlü Alman filozof, yazar Arthur Schopenhauer’ın bu sözleri aslında durumu çok güzel özetliyor:

“Dinleyiciler önünde ya da toplumda söylenen veya literatürde yazılan, muhtemelen kabul de gören, en azından çürütülmeyen her yanlışlık karşısında umutsuzluğa düşmemeli insan, bunun böyle kalacağını da düşünmemeli; tersine konunun sonradan ve gitgide sindirileceğini, aydınlatılacağını, etraflıca ele alınacağını, tartışılacağını, çoğunlukla da sonuçta doğru değerlendirileceğini bilip teselli bulmalı.”

Not: Bu yazı 30 Ocak 2014’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s