40 Saatlik Yalnızlık

iquitemyjob-310x238-6FBE-40E1-05F1Hayatımız boyunca birçok farklı yoldan geçiyoruz. Bunların büyük çoğunluğunu bilinçli seçtiğimizi düşünsek de aslında özgürce aldığımızı düşündüğümüz kararların altında dahi, bir takım etkenler yatıyor. 17.yüzyılda yaşamış, ünlü bir filozof olan Baruch Spinoza, öncelikle bu gerçeğin farkına varmanın, tam anlamıyla özgür olabilmenin ilk formülü olduğunu belirtmiş. Spinoza’yı biraz geç keşfetmiş olmakla birlikte, bu fikirleri kendi içimde de geliştirmiş olmasaydım, muhtemelen O’nu keşfetmemiş olacaktım.

Türkiye gibi, artık klasikleşmiş bir eleştiri olarak, ezberci bir eğitim sistemini merkeze almış bir ülkede, birçok insan ne yaptığının farkında olmadan yaşıyor. Bu yüzden, tam olarak içeri dönmek bir hayli zor da olsa, varoluşun bir takım sancılarına göğüs gerebilenler, hiçbir şeyi umursamıyor ve bir şekilde inandıkları hayatın peşinden gidebiliyor. Tek etken bu da değil elbette, bu sancıyı içten içe çekerken ve hayatla ilgili birçok şeyin farkına varmasına rağmen, ekonomik ya da benzer sebeplerden ötürü, bir şekilde önüne konulmuş hayatı bırakamayanlar da var.

Ama ben, içeride mutlak bir patlama gerçekleştiğinde, hiçbir şeyin insanı durduramayacağına inanıyorum. Ortada bir mutsuzluk varsa, insan öyle ya da böyle tedavi etmenin bir yolunu buluyor, ortada bir mutsuzluk yoksa da zaten tedavi edilecek bir şey yok demektir.

Dünyada sistem, özellikle de kapitalizmle yeni tanışmış ve henüz kurumlarını tam olarak oturtamamış ülkelerde, iş hayatı olarak adlandırdığımız şey, yeni mezun ve her zaman bir şeylerle meşgul olmuş beyaz yakalılardan, haftada en az 40 saatini talep ediyor. Tabii bu en iyi senaryo için geçerli. Talepler zaman zaman 40 saatle de tatmin olmuyor ve bu rakamın çok üzerine çıkabiliyor.

Ofis hayatının getirdiği mutsuzluklarla ilgili söylenebilecek en kesin şey, burada mutsuz olduğunu ifade eden insanların, bir numaralı şikayetinin gerçek olamama durumu olduğunu görüyoruz.

Birçok hayali olan insan, ofis hayatının sıkıcı ve monoton ortamında giderek daha fazla robotlaşıyor ve Marx’ın klasik deyimiyle kendi de dahil her şeye yabancılaşıyor.

Peki bu durum herkes için geçerli mi?

Kesinlikle hayır. Buradaki ortamdan gayet memnun olan, bir yere ait olmak ve belli açıdan sınıf atlama istediğinin ele geçirdiği çok fazla insan da var. Kimsenin geçmişinde neler olduğunu tam olarak bilemeyeceğimize göre, bu insanları da kimsenin eleştirmek gibi bir lüksü olamaz.

Dünyada, bu ofis hayatı kültürünün en fazla 200 sene içinde sona ereceğini düşünüyorum. Alternatifler de zaten Batı’da görülmeye başladı. Muhakkak ki bu durumla ilgili şikayetler giderek artacak ve insanlar, gün içinde yapmak istedikleri aktiviteler, hobileri ya da sevdiklerine zaman ayırmasını engelleyen bu sistemi değiştirmenin yolunu bulacaklardır.

Üniversite mezuniyeti sonrası, eğitimli bir birey için, düşünmek için en ideal zaman. Bu elbette herkes için böyle değil, kendini keşfetme hikayesiyle daha erken tanışmış ve ofis hayatı monotonluğunun O’nu kesinlikle mutlu etmeyeceğini keşfetmiş ve çok daha önceden alternatif yollara kaymış çok fazla arkadaşım var. Bu insanlar mutsuz da olsalar bu mutsuzluğu az çok kendileri seçtiği için hayatla daha barışıklar. Zaman zaman ekonomik kaygıları da olsa, mutsuz bir ortamda, her türlü paranın kendilerine yeterli tatmini sağlamayacağını bildikleri için, bu yolu seçmiş olmaktan mutlular.

Hayallerini erteleyenler ise, zamanla çok iyi paralar da kazanmaya başlasa, eksikliğini hissettiği birkaç şeyi temin ettikten sonra, yine içeride doldurulamayacak boşluklar olduğunu keşfedecektir. Yalnızca hobilerimiz ve sevdiklerimiz bizi mutlu eder. Ama zaten adı üstünde; hobi. Yani sevdiğimiz ama canımız istediğinde yaptığımız aktiviteler. Ritüele dönüşmeden; bizi mutlu eden şeyler. Bunlardır içimizdeki boşlukları gerçekten dolduran şeyler. Ve haftanın 5 günü en az 40 saatimizin, yalnızca para için çalınmasına izin verdiğimiz bir ortamda, içimizdeki çocuk daha da yalnızlaşacak ve zamanla sesini duyuramaz olacaktır.

Kendi içinde olağanüstü çelişkiler barındıran bu sistemi, kısa vadede tedavi etmek mümkün görünmüyor. Ama bir yerlerden hareket geçip; gerekirse en geriye kadar gidip; bu hikayeye yol açan faktörleri keşfetmekte fayda var. Hayatımızda her neler oluyorsa, birçok faktörün bir araya gelmesi sebebiyle gerçekleşiyor. Ama her ne olursa olsun, böyle olmak zorunda değil.

Not: Bu yazı 15 Aralık 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s