Benim Boşluğum=Senin Boşluğun

asla-cozemeyecegimiz-8-buyuk-felsefi-soru-h893-2021-3250-34C9Birçok insan hikayesi var dünyada. An itibarıyla birbirinden farklı 7 milyar hikaye gelişiyor. Her biri içinde binlerce farklı belirleyici bulunduruyor. Kimisinin zaman içinde çok daha büyük kavgaları oluyor, kimisi ise mutluğu ve huzuru çok daha küçük şeylerin peşinde koşarak arıyor.

Toplumu derinden etkileyen birçok hikaye okumuşuzdur. Bazıları ideallerinin peşinden gider, bu idealler zaman içinde olumlu ya da olumsuz milyonların hayatını değiştirir. İdealler deyince akla her zaman sonucunda toplumun yararına olacak şeyler geliyor ama bunun tam tersi de olabilir. Adolf Hitler idealleriyle milyonların hayatını etkiledi, muhtemelen bu etkileşim anında bunları neden yaptığı sorulsaydı, insanların iyiliği için diyecekti. “Olgu yoktur, yorum vardır” diyen Friedrich Nietzsche’ye selamlar.

Hitler’in geçmişinde birtakım sıkıntılar çektiği ve sınıfsal aşağılanmalara maruz kaldığı söylenir. Peki, o sonsuz hırsı ve egosunun altında yatan şey burada saklı olabilir mi? Oradan gelen boşluklarını sonsuz bir kibre ve hırsa dönüştürmüş olabilir mi?

Bu konuda düşününce; aslında bir açıdan olayın herkesin içindeki boşluğu kendine göre doldurmasıyla da ilişkisi var gibi görünüyor.

Kiminin boşluğu; onu çok çalışıp sınıf atlamaya itebilir, kiminin boşluğu varını yoğunu, tüm enerjisini son model birBMW almak için harcamaya itebilir, kiminin boşluğu da sadece inandıkları uğruna yaşamaya itebilir. Kimininki de maalesef bir takım insanlara acı vermeye çalışma ve daimi bir can acıtma isteği olarak dışarı çıkabilir.

Hangisi daha değerli bilmiyorum. Ya da kolayca birini aşağılık, birini de kutsal ilan edebilir miyiz ondan da tam emin değilim. Elbette ki aralarında bir soyluluk farkı var. Elbette birçoklarının hayatını daha güzel bir hale getiren birey, mutlu bir toplum yaratma uğruna çok önemli bir işlevde bulunmuş olur. Ama ben bir süredir, birini kutsal birini de aşağılık ilan etmeyi başaramıyorum.

2008 yapımı “The Children of Huang Shi” diye bir film izlemiştim. Önemli parçaları aklımda kalsa da hikayenin başını tam hatırlamıyorum. Ama aklımda kalan, çok da umursamaz olan George Hogg adlı genç bir gazetecinin, bir grup çocuğu, 1937’de Çin’deki Japon işgali sırasında yalnız bırakmaması ve onların hayatta kalması için, elinden geleni yapması üzerine kuruluydu. Böyle bir ideali ya da planı yoktu. Ama hikayesi O’nu bu role sürükleyince, kısa bir duraklama sonrası yapması gerekeni yapmış ve onlarca çocuğun hayatını kurtarmıştı. Belki de geçmişiyle ilgili hissettiği boşluk ve işe yaramazlık hissi, O’na sonunda kimsenin yapmayacağı bir şey yaptırmıştı. Filmin en can alıcı sahnesi ise, bu çocukların yaşlılık halleriyle yapılan röportajdı. George Hogg’un tüm enerjisini yalnızca onların hayatta kalması ve eğitimine harcadığını söylüyorlardı.

Benzer şekilde, Gerard Butler’ın da 2011 yapımı “Machine Gun Preacher” adlı bir filmini izlemiştim. Yıllarını ailesine karşı sorumsuzca davranan bir uyuşturucu bağımlısı olan Sam Childers, bir gece işlediği bir suç sonrası, önce çözümü karısının da teşvikiyle Tanrı’ya sığınmakta bulur ve günlerini kilisede geçirmeye başlar.  Sonrasında ise bir rahip aracılığıyla Kuzey Uganda ve Güney Sudan’da inşaat işi yapmaya başlar ve orada denk geldiği manzaralardan derinden etkilenir. Kısa sürede, çocukların kaçırıldığı ve zorla silahlandırıldığı bir suç örgütüne karşı savaşır bulur kendini ve kısa sürede “Makineli Tüfekli Rahip” lakabını alır.

Ülkesinde döndüğünde ise insanlardaki ilgisizliğe karşı isyan edecek ve hatta sonrasında kiliseye Pazar günleri gelmekten başka bir şey yapmayan; sözde Tanrı sevicilerin yüzüne düşüncelerini haykıracaktır. Bu film de gerçek bir hikayeden uyarlanmış. http://tr.wikipedia.org/wiki/Sam_Childers

Hikayenin başında umursamaz, bencilce ve bağımlı olarak geçen yıllar, sonrasında ise belki de hiç kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği şeyler yapan bir profil. Hiçbir iyilik de kötülük de sebepsiz değil. Bağımlılık yılları da büyük fedakarlıklar da kendi içinde sebepler barındırıyor.

2 tane yaşanmış sıradışı hikaye. Birçokları için hayranlık uyandıracak, insanların önemli bir kısmının asla yapmayacağı şeyler içeriyor. 2 hayatı da en başta yorumlasak; büyük çoğunluğumuz başroldeki isimleri doğuştan “umursamaz” olmakla itham edip çıkardık işin içinden. Ama bazı şeyler ve belki de çoğu şey göründüğü gibi değildir. Kısa zaman aralıklarından, büyük büyük yorumlar çıkartmak sağlıklı olmaz. İnsanların hemen her hareketi bir şeylerin sonucu gerçekleşiyor. Kimininki daha yüzeysel, kimininki daha derin. Ve kimininki dünyayı değiştiriyor, kimininki de yalnızca kişinin kendisini.

Not: Bu yazı 27 Ekim 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s