27-28’de Ölme Karizması

00-d-6A28-9A44-9317Deniz Gezmiş, ölmeden önce ailesine yazdığı son mektupta; “İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir” demişti. Öldüğünde henüz 25 yaşındaydı. Benim şu anda olduğum yaştan 3 yaş küçüktü.

Onun idam kararını veren ya da mecliste ölüm fermanı için el kaldıranların isimlerini kimse hatırlamazken, doğruları ve yanlışlarıyla bugün O’nun ismini milyonlar hatırlıyor. Bugün yaşasa nasıl bir dünya görüşüne sahip olacağını tahmin etmek zor, çünkü dünya üzerinde 41,5 yıl daha geçirmiş olacaktı. Ve işin daha da ilgi çekici yanı, bugün yaşıyor olsaydı bu kadar sevilir miydi? Bunu da bilmek zor.

Dünyada da henüz 20’lerinde ölen ve efsaneleşen birçok isim mevcut. İşin ilgi çekici boyutunda, tabii ki bu efsaneleşme hikayesi var. Genç ölmek insanları daha kolay efsaneleştiriyor gibi. Belki de insan yaşlandıkça bir şeylere alışıyor ve tutkusunu kaybediyor.  Bu yaşlardan ölen efsanelerin sayısı o kadar fazla ki blues ve rock camiası içinde buna Club 27 deniyor. Tabii bunun tersine yaşlandıkça kendisini daha iyi keşfedip; hayatında ciddi değişiklikler yapanlar da var. Her şeye rağmen önemli olan olgunluğun yanında, masumiyeti ve tutkuyu korumak sanki. Kirlenmeyi en çok bunlar önlüyor.

Bu efsaneleri şu listede kısaca inceleyebiliriz. http://listelist.com/27-yasinda-olen-unlu-isimler/

Birçokları kısa zaman diliminde büyük başarılara imza atmış, yaptıklarıyla dünyada milyonlarca hayran edinmiş ve insanlar üstünde ciddi iz bırakmışlardır.

Bu isimlerin bazıları kaza, bazıları cinayet, bazıları da yüksek doz uyuşturucudan dolayı öldü. Fakat hepsinin ortak bir noktası var: Gizem…

Peki, bu müzisyenlerin 27 yaşında çeşitli tartışmalara neden olan ölümleri sadece tesadüf mü?

Bu durum “27 yaşındaki müzisyenlerin risk altında olduğu” konusunda araştırmalara bile konu olmuştur.

Kısaca Club of 27 diye geçen bu kulübün üyelerinin tamamı da dünyayı derinden etkilemiştir. Bu erken ölümlerle ilgili bir blogda birkaç yazı okumuştum. Bir hayli ilgi çekici, kendince değişik ve detaylı analizler vardı. Sonra biraz daha okudukça bloğun içine sinmiş milliyetçi dilin tarafsız olmayı başaramadığını gördüm. Bloğun yazarının bilgili olduğu açıkça görülse de her durumu “Türklüğe” referans vererek açıklamaya çalışması inandırıcılığını azaltıyordu.

Bloda birçok komplo teorisi vardı ve kısaca; bu kişilerin bir şekilde yavaş yavaş ortadan kaldırılıyor ihtimali üzerine kuruluydu.

Bugün dünyadaki birçok önemli yıldıza baktığımda, mesela Hollywood’da, genel olarak apolitik bir yapı olduğu söylenebilir. Sean Penn, George Clooney, Matt Damon gibi hem popüler kültürde kendisine önemli bir yer bulmuş hem de yaşadığı dünyaya duyarlı ve insanların farkındalık düzeyini artırmayı bir şekilde görev edinmiş isimler bulmak zordur. Elbette birçok sosyal kuruluşa üye olup gönüllü çalışmaktan bahsetmiyorum. Daha derin, daha akılda kalıcı keskin mesajlardan söz ediyorum. Bilinçli tüketmek, sorgulamak, akıl kullanmak gibi aslında çok basit ama kolay kolay içselleştirilemeyen şeylerden bahsediyorum.

Blogda, ölen o insanların içinde, bu tarz mesajları giderek büyüyen popülaritesinin artırdığı özgüvenle birlikte, artık tam anlamıyla vermeye başlayan insanlar olduğu ve bu kişilerin birtakım güçleri rahatsız ettiği vurgulanıyordu. Bu insanların birtakım sorunları olduğu da düşünülürse, bu senaryoların mantıklı bir yanı vardı ama hepsinin ortadan kaldırıldığını kesin bir dille savunmak elbette ki fazla iddialıydı.

Bu isimlerden bazıları, muhalif oldukları bir sistemin yavaş yavaş parçası oluyor ve bundan nefret ediyorlardı. Bununla ilgili bizim zamanımızdan en net örnek Amy Winehouse olarak görülebilir. Yalnızca müzikle uğraşmak isteyen; elbette kendi içinde gitgelleri olan; tutkulu bir müzisyen. Ama bir konuda bu kadar arzulu ve iyiysen, elbette seni tüm dünyanın gözünün içine sokmadan rahat bırakmazlar. Ve sonra sen de tüm bunlarla mücadele etmek için farklı şeyler ararsın, belki bunu zaman içinde atlatacak ve kendine alternatif yollar bulacaksın. Ama tabii hayatta kalmayı başarabilirsen. Şüphesiz ki 25-30 arası sonraki 20 seneyi tam anlamıyla belirleyecek bir dönem. Artık hayatta yan rollerden çıkıp, yavaş yavaş başrolü oynamaya başladığımız, birçok kişinin içindeki çocuğun artık ölmesine izin verdiği bir dönem. Bu kimileri için çok ağır olabilir, her şeyi sorgulamayı alışkanlık haline getirmiş olanlar için de bu dönemin yumuşak bir geçişle atlatılacağını söylemek zor. Büyük bunalımlar gelebilir, ama her şekilde sorgulayan kişi, bu bunalımları akıl yoluyla aşabilir. Sorgulamanın; daimi mutluluk için en önemli şey olduğunu düşünüyorum.

Belki bu isimler de aşacaklardı. Belki aşmak istemediler; yalnızca inandıkları gibi yaşadılar ve erken yaşta öldüler. Uzun yaşayıp insanlığa ve topluma ve de en önemlisi kendilerine çok da fazla bir şey katamadan da ölebilirlerdi ama sonuçta inandıkları gibi yaşadılar ve öldüler. Ernesto Che Guevera; “Hızlı yaşa, genç öl” dediğinde ne kadar haklıydı bilmiyorum ama inandığın gibi yaşadığın sürece bence her yaşta genç ölürsün; kaç yaşında öldüğünün çok da bir önemi yok.

Not: Bu yazı 25 Ekim 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s