Kına Gecesi

130908101216-tokyo-640x360-n-nocredit-A081-398A-0D922020 Olimpiyat Oyunları Tokyo’da. Bu sonuç, birçokları için beklenen bir şeyken, ciddi şekilde ümitlenen bir kesim için de büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Ve sonucun açıklanmasının hemen sonrası.

Bir ülke düşünün ki iktidardaki partinin önemli isimleri, sonucun acısını ötekileştirmeye doyamadığı insanlardan çıkarmak istesin ve sosyal medya üzerinden öfke kusarak tatmin olsun. Narsist bir şekilde sürekli en iyisi olduğunu düşünen bir zihnin, oyuncağı elinden alındığında nasıl da öfkelendiğinin milyonuncu kanıtı. Bilindik bir psikoloji: “Biz aslında iyiyiz ama bizi asla sevmiyorlar.”

Bu zihniyet baştayken, olimpiyatların ev sahipliğini alsaydık, şahsen ben mutlu olmayacaktım. Üzülmeyecektim de ama bu haber beni mutlu etmeyecekti. Ha böyle bir organizasyonun ev sahipliği tüm bunlardan bağımsız olarak düşünülmeli diyenler olacaktır. Doğrudur. Ama bu isimlerin başrolde olduğu bir şey içe sindirmek kolay değil. Yapacak bir şey yok.

Bu “benmerkezci” zihniyet hiçbir başarıyı hak etmiyor.

İşin toplumsal boyutunda ise; yetersiz spor kültürümüz, sporda ve hatta hayatta yalnızca kazananı haklı gören ve kaybetmeyi asla bilmeyen düşünce biçimimiz, belki de Cumhuriyet tarihinin en sivil protestosunu gerçekleştirenleri, “Ermeniler” diyerek kendi çapında ötekileştiren ve aşağılayan ırkçı sporcuları, üstüne bir de bayrak taşıtarak ödüllendiren devletimiz, dopingli onlarca sporcumuz, yeni yeni gelişen metromuz, modern ulaşım aracı olarak metrobüsümüzle, çok iyi biliyoruz ki biz böyle bir organizasyonu hak etmiyoruz.

O kadar çok sebep var ki. Sizin içinize sinecek miydi 2020’yi almamız? “Her şeyimizle, bu organizasyonu dört dörtlük yapardık” diyen biri var mı içimizde?

Hasan Arat ve ekibi çok yoğun çalıştı. Ama tüm bu negatif etkenleri, Hasan Arat ve ekibinin tersine çeviremeyeceği çok açıktı. Çünkü dünya bizi, bizden daha iyi tanıyor.

Tüm bunlara bakıldığında, birçok açıdan sınıfta kalsak da yine de Türkiye‘ye böyle bir sınav verilebilirdi belki diye düşünenler de olacaktır. Belki de bu süreci başarıyla da yönetebilirdik bile. Ama maalesef, Batı bu tarz büyük organizasyonlar söz konusu olduğunda, olayları ihtimaller üzerinden okumuyor. İşin bir de kapitalizm boyutu var elbette. Bu da yadsınamayacak sebeplerden biri. Japonya ekonomisinin büyüklüğü ve potansiyelleriyle, -her ne kadar bu organizasyona zaten kurulu bir düzeni olduğu için ayırdığı bütçe Türkiye kadar fazla olmasa da- Türkiye’nin çok çok önünde.

Son olarak Türkiye’de yapılan organizasyonu (U-20 Dünya Kupası) izleyen kişi sayısı düşünüldüğünde, Olimpiyat gibi büyük bir organizasyonu Türkiye’ye vermenin olası riskleri de bir başka önemli neden. U20’de kurtardık belki ama izlenmeyen bir olimpiyat hayal edilemez.

Ben, Türkiye’nin en popüler sporu futbolun dahi aslında öyle çok fazla sevilmediğini düşünüyorum. Türkiye’de çoğunluk, taraf olmayı, sıkıntılarından ve genel bıkkınlığından intikam almak için, futbolu araç olarak kullanıyor. Muhabbetini seviyor, izlemekten keyif almak ve onu bir eğlence olarak görmek gibi bir niyeti yok.

Ve dünyanın geri kalanı da bizi bizden daha iyi tanıdığı için, tüm bu etkenleri muhtemelen çok iyi gözlemleyerek, hala Olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olgunlukta olmadığımızı çok iyi biliyor.

Tüm bunları destekler şekilde, bir “Spor Bakanı” böyle bir sonuç alındığında “Kına stokları tükenmiştir” gibi bir beyanda bulunuyorsa, aslında çok da fazla bir şey anlatmaya gerek yok. İnsanların karakteri kriz anlarında ortaya çıkar. Nasıl ki bir insanın karakteri, ilişkilerinin sonlama sürecinde ortaya çıkarsa, bir ülkenin ve toplumun karakteri de, bu gibi hayal kırıklıkları sonucunda ortaya çıkar. Bakanı kınalardan konu açar, bunun toplumsal yansıması olarak ise, biriler bir yerlerde Olimpiyatı alan ülkenin insanlarına saldırır.

İstediğini alamayınca herkesi suçlayan ve saldırganlaşan bir karakter, hiçbir şeyi hak etmemiş demektir.

Kaçınılmaz olan, öyle ya da böyle gerçekleşir. Bu kez de gerçekleşmiştir. Kendini beğendirme isteği ve beğendiremeyince oluşunca öfke, bu topraklardan bir gün tamamen çıkacak. Birileri bir gün, elbet akil bir çoğunluk oluşturacak. Bizim görme ihtimalimiz düşük görünüyor. O ülkenin Spor Bakanı: “Evet Olimpiyatı kaybettik ama bu süreçten önemli dersler çıkardık, önümüzdeki dönemde daha çok çalışacağız” diyecek. Gerçi farklı bir açından düşünürsek de, bu olgunlukta bir Spor bakanına sahip bir ülke, zaten o ev sahipliğini de almış olur.

Şimdilik biz kendi hikayemize bakalım. İnsan düşününce zorlanıyor, acaba hangisi daha az şaşırtıcı?

Olimpiyatları Tokyo’nun alması mı? Türkiye’nin Spor Bakanı’nın sosyal medyada yaptığı kınalı çıkışlar mı? Yurdun herhangi bir yerinde Japon vatandaşlarına saldırılması mı?

Karar vermek çook zor.

Not: Bu yazı 11 Eylül 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s