Bana Gezi Parkı Olaylarını Anlatır Mısın Dede?

mansettarafar-68F9-0537-F618Herkesin zaman zaman, “İlerde torunum olursa, bunu kesin anlatırım” diye düşündüğü anıları vardır. 28 Mayıs 2013’te başlayan; 31 Mayıs 2013’te patlayan Gezi Parkı olayları, ha bitti ha tükendi diye düşünenlere inat, her geçen gün daha da yaratıcı direniş biçimleri eşliğinde güçlenerek büyüyor. Ve şimdiden Y kuşağının, en unutulmaz anısı haline dönüşmüş durumda. Hükümet ve Polis, Gezi Parkı’nı aldığını düşünerek; aslında kocaman bir yanılgı içinde. Zamanla, bu gerçeğin farkına varacaklar.

Recep Tayyip Erdoğan’ın, değişmeyen üslubu ve tehditkar tarzı, direnişi her geçen gün daha da güçlü ve yaratıcı bir boyuta taşıyor.

Bazen, Taksim Meydanı’nda bir piyanist, binlerin önünde Imagine’i çalıyor; bazen, birisi yine Taksim Meydanı’nda ayakta “durarak” tepkisini belirtiyor; bazen de yüzlerce insan, İstiklal Caddesi’nde ayakta kıpırdamadan kitap okuyor. Birinin başlattığı bir pasif direniş, birkaç dakika içinde yüz binleri etkiliyor.

Bu eylemin gücünü, hiçbir parti ya da ideolojiden almıyor oluşu, Başbakan’ı korkunç bir paniğe sevk etmiş durumda. Bu öfkenin ve tehditlerin altında gizli olan duygu, yalnızca kibir değil artık. Kibir, öfke ve korkunun harmanlanmış hali. Güzel bir tespit okudum Twitter’da:

“Başbakan, Cumhuriyet mitingleri sırasında, gayet başarılı bir şekilde mağduru oynayarak başarılı olmuştu ama şimdi gerçek anlamda durumun farkında ve korkuyor. Yapılan üst üste mitinglerin de sebebi bu.” Katılmamak; elde değil.

Ortada, son derece zeki ve mizah yönü gelişmiş bir direniş söz konusu. Erdoğan, kendisini, yıllardır sırf geçmişteki profili sebebiyle ezbere eleştiren bir ortalamadan, çok daha yukarıda bir bilinçle karşı karşıya olduğunun farkında. Bu üslubun ana sebebi bu. Bir de bunun üstüne, zaman zaman destek gördüğü, Batı dünyasından gelen üst üste eleştiriler, onu gerçek anlamda sarsıyor.

Olayların ilk gününden beri, tekrarladığım bir gerçek var. Türkiye’de ortalama bilinç kesinlikle sınıf atladı. Hiçbir şey, 31 Mayıs 2013’ten önceki gibi olmayacak. Ve tekrarlamakta fayda gördüğüm bir başka gerçek de; AKP’nin oylarının kesin olarak düşeceği. Her şeye rağmen artıracağını söyleyenlere katılmıyorum. Bir daha asla, AKP siyasi hayatı boyunca yüzde 49,91’lik oy oranına ulaşamaz. En basit anketler dahi, kısa zaman içinde bunu ispatlayacaktır. O oranın içinde, AKP’nin politikalarını desteklemeyen ama ekonomik istikrar devam etsin diye, belki de ilk kez bu zihniyete oy veren, en az yüzde 10’luk bir kesim var.

Kamuoyu yoklamalarına, her zaman fazlasıyla önem veren AKP’nin de bu durumun farkında olduğunu düşünüyorum. Muhafazakar/milliyetçi ideolojinin, Türkiye’de her zaman yüzde 30-35 civarında kemikleşmiş bir oyu vardır. Burası kesin. Erdoğan’ın da inatla üslubunu değiştirmemesinin ve kendine hala güveniyor oluşunun da ana sebebi bu zaten. Merkez sağda, alternatif bir parti de olmadığı için, Erdoğan iktidarına çok güveniyor.

Bu siyasi gerçeklerin dışına çıkarsak; benim bu direnişin ruhuna olan inancım her geçen gün daha da artıyor. Direnişte, yavaştan kendini göstermeye başlayan ideolojik söylemler dahi, keyfimi kaçırmaya yetmiyor. Son 90 yıldır, Türkiye tarihinde 15-20 önemli olay varsa, Gezi Parkı direnişi de bunların içindeki yerini çoktan almış görünüyor.

Bir araya gelen grupları düşündükçe; insanın bu direnişe olan inancı, her geçen gün daha da artıyor. Spordan siyasete, bir araya gelmesi imkansız olan gruplar ve fikirler, inatla bir araya gelmeye devam ediyor. Yüz binlerce insan, söz konusu “özgürlük” olduğunda, her türlü inatlaşmanın rafa kaldırılması gerektiğini ispatlıyor.

Bu direnişi, Gezi Parkı’ndan insanları çıkartarak bitirdiğini düşünüyor Başbakan. Hiç önemli değil… Bu düşüncesi, tam tersi direnişçilerin daha çok hoşuna gidiyor. Eline geçen her fırsatta, aynı şeyleri tekrarlayarak; (Faiz lobisi, camiide içki, başörtülülere saldırı, 28 Şubat, CHP, faiz lobisi, camiide içki, başörtülülere saldırı, 28 Şubat, CHP) olayların ruhunu kavrayamıyor oluşu, direnişçileri daha da motive ediyor ve en güçlü birleştirici unsur haline geliyor. Bir araya gelen grupların, O’nun ezberini ne denli müthiş ve yaratıcı bir şekilde, hemen her gün bozuyor olduğu gerçeği düşünüldüğünde; dönüp dolaşıp aynı argümanlara sığınma isteği çok iyi anlaşılıyor.

Olaya farklı bir açıdan bakarsak; Gezi Parkı direnişine verdiği destek ve sonucunda bize unutulmaz zamanlar yaşatıyor oluşu nedeniyle, Recep Tayyip Erdoğan’a bir teşekkür borçluyuz

Çünkü bırakın aynı olayın içinde olmayı, bir araya gelme ihtimali dahi zayıf olan bireyler, bugün ortak bir anıya sahipler. Unutulmaz bir direnişin parçası oldular.

Durmak yok, durmaya devam.

Not: Bu yazı 19 Haziran 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s