Kontrolsüz Güç, Güç Değildir

G1308041630-1-213A-162E-5858ezi Parkı direnişi, tüm engellemelere rağmen devam ediyor ama Başbakan’ın üslubunda en ufak bir değişme olmuyor. “Tüm engellemeler”le, Erdoğan’ın üslubunun teorik olarak aynı şey olduğunu düşünürsek; aslında ortada şaşırtıcı bir şey yok. İşin daha da üzücü boyutu, tavrından görüldüğü kadarıyla; Başbakan, hala olayları okumaktan çok uzak. Ya da artık bu üslubun altında bambaşka bir plan yatıyor. Sanki en kuvvetli ihtimal olarak da; her şeyin farkında da olsa; ya etrafındakilerin pohpohlaması ya da her şeyin önüne geçen kibri nedeniyle, geri adım atmıyor oluşu görünüyor.

Hemen her konuşmasında, insanları iki kutba bölmeye devam ediyor. Hayatını kaybedenler, yaralanan yüzlerce insan, sanki bu coğrafyada yaşamıyor. Artık konuşmaları adeta bir klişe haline geldi. Mutlaka geçmiş karıştırılıyor; acılar yarıştırılıyor.

Dilinden hiç düşürmediği, bir 28 Şubat süreci var. O süreçte, üniversiteye gidemeyen türbanlı öğrencileri, annesi kapalı diye ordudan atılan askerleri ve inancı sebebiyle hor görülen muhafazakarları vs. söylüyor sürekli. Ama daha en başta kaçırdığı nokta, Gezi Parkı eylemcilerinin büyük çoğunluğunun; bu gibi her türlü ayrımcılık ve baskının karşısında olduğu gerçeği.

Peki, bunu hiç mi düşünmüyor? Bence kesinlikle düşünüyor. Ama öyle bir noktaya geldi ki olay, elinde gerçekleri saptırmak ve oradaki insanları ötekileştirmekten başka bir çare yok.

Kah faiz lobisi diyor, kah Batı medyasını suçluyor. Bilindiği gibi Batı bizde, övgü yaptığında dost, eleştiri yaptığında düşmandır. Erdoğan da değişmeyen devletçi refleksleri sergilemekten fazlasını yapmıyor aslında. Dediğim gibi, elindeki en önemli koz bu.

Camiinin içinde içki içildi diye insanları galeyana getiriyor. Ama görüntüleri izlediğimizde yaralanan insanların tedavisinden başka bir şey yapılmadığını görüyoruz. İmamın da tehdit edildiğini ve ifadesinin değiştirmeye zorlandığını dahi söylüyor. Tüm dünya haksız, bir tek kendi hükümeti haklı.

28 Şubat döneminin acılarını çok iyi hatırladığını iddia ediyor ama aynı baskıları, kendisini eleştirenlere yapmaktan çekinmiyor. Bir tarafın acısının farkındayken, diğer tarafa da benzer acıları yaşatmak vicdana ne kadar sığar? Sana yapılan şeylerin aynısını başkasına da yapıyorsan, sana yapılanları eleştirmek gibi bir hakkın olabilir mi?

Bu konuyla ilgili kısa bir anım var. Türkiye’de askerlik, şu anda, ilkokul ya da lise mezunu olanlar için 15 aydır. Askerliğini kısa dönem olarak yapmış olanlar bilecektir; uzun dönemler arasında sürekli bir güç mücadelesi ve tertipçilik gerçeği vardır. Yani herkes kendi tertibini korur; alt dönemini ezmeye ya da sürekli ona iş kilitlemeye çalışır. Bu yüzden de sürekli aralarında kavga çıkar; biz kısa dönemler de şaşkınlık içinde izlerdik. Aslında düzeltiyorum, her şeyin doğal bir sonucu olduğu için kısa süre sonra şaşırmadan izlemeye başladık.

Bir gün, uzun dönemlerden biri, yine bir kavra sonrası: “Ben bir üst devre olayım, alt devrelerin hepsini süründüreceğim” dedi.

Yanına gittim. Cevabını bildiğim halde, bir kez de ondan duymak istedim. “Neden?” diye sordum.

“Abi nedeni mi var, görmüyor musun üst devreler nasıl uğraşıyorlar bizle. Ben de üst devre olunca; alt devreleri ezmezsem neyim” dedi.

“Demek ki aslında, seni üst devreler değil, kendin eziyormuşsun” dedim.

“Efendim abi?” dedi.

“Boş ver, bir ara konuşuruz” deyip gittim yanından. Sonrasında, neden alt devrelerine o şekilde değil de, kendine davranılmasını istediği gibi davranması gerektiğini bir iki kere daha açıklamaya çalıştım ona. Anlamıyordu ama amacım illa anlamasını sağlamak değildi. Çelişkisi üzerine düşünmesini sağlamaya çalıştım. Sonucun ne olduğunu bilmiyorum.

Bir insanın karakteri, gücü eline aldığında ortaya çıkar. Eğer güçlüyken de, güçsüz olduğu zamanlardaki gibi davranıyorsa, gerçek anlamda gelişmiş ve aydınlanmış, sağlam bir karaktere sahip demektir. Gücü eline aldığında, hemen rövanşist duygulara kapılıyor ise, zaten en başta kendisine yapılan muameleyi, bir bakıma hak etmiş demektir.

Bu yüzden, Erdoğan’ın 28 Şubat döneminde yapılanları eleştirmeye hakkı yoktur. Mesela eski Başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener o süreci eleştirebilir çünkü AKP’nin dönüşümünün farkına vardığı gün AKP’den istifa etmiştir. Ama benzer muameleleri toplumun tüm ötekilerine reva gören bir Başbakan, kendisine yapılanlardan şikayet ederse; bu asla samimi bir hareket olmaz.

Bir gün bir filozafa, “Senin işin, gücün, paran yok, o yüzden böyle bütün gün düşünmekten başka bir şey yapmıyorsun” demişler. Filozofun aslında kimseye bir şey ispatlamak gibi bir derdi yokmuş ama yine de onlara ufak bir ders vermek istemiş. Elindeki son parasıyla irili ufaklı ticaret yapmaya başlamış ve parasını hızla çoğaltıp, yeni bir ev alıp durumunu da iyileştirdikten birkaç sene sonra, tekrar elindeki tüm varlığı bağışlamış. Bunu gören halk da, onun mal mülkün ötesinde dertleri olan gerçek bir filozof olduğunu anlamış. Kişinin samimiyeti, gücü eline aldığında, o gücü bir kalemde silip atacak bir bilince geldiğinde anlaşılır. Elbette bunu dünyada yapabilecek kişi sayısı çok azdır. Bilinç, bir kere belli bir seviyeye geldi mi, bir daha geri dönüşü olmaz. Ama bilinci belli bir seviyede olanlar, elbette bunu anlayamayacak ve kişiyi kendileri gibi görmek isteyeceklerdir.

Recep Tayyip Erdoğan için, ufukta herhangi bir bilinç ilerlemesi görünmüyor. Hala, hemen her konuşmasında, egoları ön planda. Bu kadar ayrıştırıcı bir üslupla, halkı karşısına alarak kazanamayacağının bir gün farkına varacak. Ama gücü eline alınca kontrolü tamamen kaybetmiş birçok insan gibi, onun için de muhtemelen çok geç olacak.

Hitler 1945 yılında, artık Almanya için 2. Dünya Savaşı kesin olarak kaybedilmişken, yanında kalan birkaç kurmayına hala, “Şu ülkeyi aldık mı tamam, sonra da bunu alırız” gibi şeyler söylüyormuş ve etrafındakiler dahi, her şeyin farkında olduğu halde, onu hala bozmuyorlarmış. Görüldüğü gibi, bazılarının ego ve hırsları da, tüm benliklerini kaplayınca, bir şeylerin farkına varmak; imkansız hala geliyor. Sanırım egolarla gerçek anlamda vedalaşmadan, bilinç açılması diye bir şey yok.

Acaba Recep Tayyip Erdoğan’ın bilinci ne zaman açılacak?

Not: Bu yazı 14 Haziran 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s