“Kibir… Kesinlikle En Sevdiğim Günah”

economist-erdogan2-1871-E6B2-8F9FŞeytanın Avukatı (The Devil’s Advocate) adlı film, hayatımda izlediğim en iyi 10 filmden biridir. Film, hırslı bir avukatın (Keanu Reeves) hikayesini anlatır. Hiçbir davayı kaybetmeyen bu avukat, önemli davalardan birinde, öğrencisini taciz eden bir öğretmeni, suçlu olduğunu bildiği halde kurtarır ve yavaştan hikaye, başka noktalara doğru gitmeye başlar. Sonrasında, hatırladığım kadarıyla ünlü bir avukatlık bürosuyla anlaşır ve eşiyle (Charlize Theron) birlikte New York’a taşınır. Orada, karşılaşacağı bir kişi, hayatını değiştirecektir ve zaman içinde en büyük düşmanının, aslında yine kendisi olduğunu keşfedecektir. İzlemeyenler olabileceği için, filmin sonunu söylemiyorum. Mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir. Kibrin, bir insanı nerelere sürükleyebileceği, mükemmel şekilde anlatılır.

Anlaşılan o ki, Başbakan’ın da kibri, Gezi Parkı olaylarıyla ilgili geri adım atmasına izin vermiyor. Neredeyse, ülkeyi iç savaşa kadar götürebilecek bir kibir bu… Tarih içinde, nice liderlerin kibirleri, dünyayı büyük savaşlara götürmüştür diye söylenir. Türkiye’de de mesela, 12 Eylül’den önce artan olaylarla ilgili, Demirel ve Ecevit’in ortak bir çözüm için adım atmamalarını, yine aynı duyguya bağlayabiliriz.

Almanya’da Hitler’i, her şeye rağmen halk seçti. Sonrasında bir diktatöre dönüşse de, Hitler, bu işin sonunun kötü olduğunu en başta gören bir azınlık haricinde, Almanya halkından, ilk başlarda mitinglerinde ve yaptığı tüm konuşmalarda büyük destek gördü. Her zaman, liderlerin yükselme ve düşme zamanlarında, ekonomi, en önemli belirleyicilerden biri olmuştur. 1.Dünya Savaşı sonrasında, yapılan anlaşmalarla gururu kırılmış ve 1929 Ekonomik Buhranı sonrasında ekonomik açıdan muazzam zayıflamış Almanya halkının, belki de tüm bunları unutturacak bir lidere ihtiyacı vardı. Bu kişinin tam anlamıyla bir narsist olacağını kim bilebilirdi… Hitler onlara istediğini verdi. Sonrasında ulaştığı güç ise, artık kontrol edilemez boyuttaydı ve milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Böyle bir kibrin sebebinin, Hitler’in geçmişinde saklı olduğunu düşünüyorum. Herkesin her hareketinin sebebinin, geçmişinde saklı olduğunu düşündüğüm gibi…

Diğer önemli liderlerin de tarih içindeki gelişim sürecine baktığımızda, aslında ortaya çıkış anlarıyla, toplumun o tarz bir lideri içinden çıkartma isteğinin, zaman olarak örtüştüğünü görürüz.

Recep Tayyip Erdoğan’ın tarzını incelediğimizde; mesela birçok özelliğinin bu topraklarda son dönemde iyiden iyiye artan insan profiliyle örtüştüğünü görürüz. Dindar, otoriter, hoşgörüsüz, eleştiriye ve farklılıklara tahammülü yok.

Tanıdık geldi mi bu özellikler?

Şeytanın Avukatı’nda, Keanu Reeves de üst üste kazandığı davalarla birlikte, muazzam bir kibre kapılır. Olay artık, işini çok iyi yapıyor olmanın çok ilerisindedir. Kendisini uyaran eşini dinlemek dahi istemez; onu anlamadığını ve hatta kıskandığını düşünür. Bir şeyleri anlaması için, hayatının artık kontrolünün tamamen dışına çıkması gerekecektir.

3 dönem üst üste, oylarını artıran Recep Tayyip Erdoğan’ın kibrine benzer bir durum. Peki, Erdoğan’ın bir şeyleri anlaması için ne olmalı? Bir seçim yenilgisi, şu anki durumda çok zor görünüyor. Mesela önümüzdeki seçimlerde 10 puanlık bir düşüş, bir şeyleri sorgulamaya başlamasına neden olur mu?

Kendisi bugün, hala direnişçilerin taleplerini okumaktan çok uzak bir tavır sergiliyor. Ağzından çıkan her cümle, insanları daha da kamplaştırmaya başladı. Ben bu denli bir inadı açıklamakta zorlanıyorum. Bunları yazarken dahi, şu anda görüyorum ki, Erdoğan’ın Ankara’da yaptığı konuşma sonrası, yine hiçbir şey yokken Kızılay’da polis müdahalesi başlamış. Orantısız güce, son sürat devam ediliyor.

İnadım inat diyor Erdoğan. “Devletle baş edemezsiniz, gelin uzatmayın” diyor. Tarihten bihaber, halkını karşısına alarak, zorla otoritesini devam ettireceğini sanıyor. Dilinden düşürmediği o yüzde 50’ye inanılmaz güveniyor. Kibri, her şeyin ötesinde.

İç savaşa kadar götürür mü? Sanmıyorum. Elbet bir yerde pes edecek. Etmek zorunda kalacak.

Bugün, bir arkadaş, “Bu kibir açıklanamaz. Ben artık, Erdoğan’ın bilinçli olarak böyle davrandığını düşünüyorum. Belki de erken seçime gitmek için, bu süreci bahane olarak kullanmak istiyor” dedi”. Davranışlara baktığımızda, böyle bir senaryo dahi kulağa çok mantıklı geliyor.

Bir lider, bu denli olayları okumaktan uzak olamaz. Hala, hiçbir şey olmamış gibi insanları birbirine düşürüyor olamaz. Bunun sonucunda olacakların, kendi hükümeti de dahil, hiç kimseye bir şey kazandırmayacağının farkında olmuyor olamaz. Birileri ölüyorken, hala ağzından çıkanları tartmadan konuşuyor olamaz.

Her fırsatta dile getirdiği, 28 Şubat sürecinde muhafazakar kesimin çektiği sıkıntıları, şimdi kendi iktidarında başkalarına çektiriyor. Sıkıntıların mukayesesi olur mu? Acılar yarıştırılır mı?

Bunları düşünmek yerine, yalnızca iktidarının derdinde. Gün gelecek, başını döndüren bu gücün, aslında koca bir balon olduğunu görecek. Belki de o gün, bir iç hesaplaşma yapmak için çok geç olacak.

Yazıyı, filmin sonunda, Al Pacino’nun (Keanu Reeves’in patronu deyip geçelim) söylediği bir sözle tamamlamak istiyorum:

“Vanity is definitely my favorite sin.”

Türkçesi:

“Kibir; kesinlikle en sevdiğim günah.”

Not: Bu yazı 10 Haziran 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s