Durmak Yok: Duraklama Dönemine Kadar Boğaz Köprüsü

611x395-3kopru-4f8050f32142a-4A91-75A8-8126Ve evet, yeni köprümüzün de ismi belli oldu: “Yavuz Sultan Selim Köprüsü”.

2. köprüyle başlayan padişah ismi koyma alışkanlığımız, İstanbul’a yapılacak olan 3. köprüde de devam edecek gibi görünüyor. Hem de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir kısmının, hiç hoşlanmadığı bir padişah seçilerek. Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı’nın, Doğu’da sınırları bir hayli genişlemiş; Mısır seferi sonucu kutsal topraklar hakimiyetine girmiş ve halifelik Abbasi soyundan, kendi soyuna geçmiştir. Kısacası, Osmanlı Devleti’nin, İmparatorluğa geçiş süreci Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir. Bazı tarihçiler tarafından, Yavuz’un padişahlığı süresince, Anadolu’da gelişen bazı isyanların, kanlı katliamlarla bastırıldığı söylenir. Bu katliamların önemli bir kısmı, Alevi-Kızılbaş nüfusa karşı yapılmıştır. Tepkiler de, tam olarak bu noktada başlıyor.

Burada, küçük bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Şu ana dek, Yavuz Sultan Selim’i seven bir Alevi tanımadım. Ve sanırım, işin en can alıcı noktası ise, Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan gelip, Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden evine giden bir Alevi vatandaşın psikolojisi. “Ötekilerin” psikolojilerini asla önemseyen zihniyet yapımız, son sürat devam ediyor ve duracağa da benzemiyor.

Tüm bunlar biliniyorken, inadına yapar gibi böyle bir isim seçmek, hükümetin o dilinden hiç düşürmediği “herkesi kucaklayıcılık” kavramını, içine ne kadar sindirdiğinin göstergesidir.

Tarihe, asla objektif olarak bakamamak ve tarihten önemli karakterleri seçerken, dünya görüşümüzü destekleyici yanlarını gündeme getirme alışkanlığımız o kadar yerleşik ki, bir ismi bir kere sevmişsek, onun ismini gözümüz kapalı, her yerde görmek istiyoruz.

Nasıl ki kendini Kemalist olarak tanımlayan biriyle, sağlıklı bir şekilde Atatürk hakkında konuşulamıyorsa, muhafazakar/dindar olduğunu iddia eden biriyle de, Osmanlı hakkında konuşulamıyor. Ne yazık ki, “Onlar bizim ecdadımızdır, her yere isimlerini vermek son derece doğaldır” argümanı, kitlenmiş şekilde tekrarlanıyor. Her iki tarafın da ezberini biraz olsun bozduğunuzda, resmi tarihin klişeleşmiş sözleri eşliğinde, ezbere savunmalar geliyor. Birisiyle, tek parti dönemi hakkında konuşamaya çalışırsın, seni 2. dakikada hain ilan eder, ama ağzından hiç düşürmediği Atatürk hakkında, kaç kitap okuduğu sorusunun saniyesinde, Nutuk’u dahi okumadığını anlarsın. Atatürk hakkındaki bilgisi, MEB’in kitaplarının ötesine geçemez. Can Dündar’ın Mustafa adlı belgeselini, -daha izlemeden- Can Dündar’ı hain ilan eder. “Atatürk’e, nasıl olur da insani yakıştırmalar yapılır! O bu dünyadan değildir ki!”.

MEB baya başarılı olmuştur yani, tebrik etmek lazım.

Benzer şekilde, her konuda Osmanlı’yı övmeyi alışkanlık haline getirmiş biriyle de konuşamazsınız.

“İçki içen padişahlar olmuştur” dersiniz,

“Haşa, bunları karalamak için çıkartıyorlar” der.

“Tarihte, şöyle kıyımlar olmuş, böyle isyanlar olmuş” dersiniz,

“Hayır, Osmanlı’yla hoşgörü eş anlamlı” der.

“Neden yıkıldı” dersiniz?

“Yıktılar” der.

“Hani en güçlü imparatorluktu?” dersiniz?

“Batı gibi sömürgecilik yapmadı, ondan” der.

Tarih içinde, dünyadaki tüm devletler hep hatalıdır, Osmanlı hep haklıdır.

Yani kısacası, bu tartışma uzar gider. Her iki tarafla da sağlıklı tartışma yapamazsınız. Tüm bunların dışında, zaten perdesi kalkmamış bir beyinle, hiçbir konuda sağlıklı bir tartışma yapamazsınız.

Osmanlı’yı, kendi varlığını değerli kılma konusunda önemli bir adım olarak görme hastalığı, AKP dönemiyle birlikte yükselişe geçti. Çok da kızmamak lazım onlara, beslendikleri tüm değerlerin önemli bir kaynağını Osmanlı’dan alıyorlar, bunu yapmaları normal. Ama insan içten içe, “Ne Osmanlı aşkıymış be” demekten alamıyor kendini. Hayır, bu aşkı besleyecek bir edebi kimlikleri olsa, kesinlikle üzülmeyecek insan. Ama yok, “Fatih yüce padişah”, “Muhteşem Süleyman”, “Büyük Sultan Abdülhamid”in ötesi çıkmıyor, çıkamıyor.

Ellerinin altında da, hayatını anlamlı kılmak için, sanattan, sinemadan, kitaplardan, yeni şeyler keşfetmekten öte, maksimum apolitik karakterini, Facebook’ta, “Ben Osmanlı Torunuyum” gibi sayfalar üzerinden tanımlamaya meyilli bir gençlik de olduğu için, dağa taşa bu isimleri verme alışkanlığını, çok da garipsediğimi söyleyemem aslında.

Tabii şimdi, Yavuz Sultan Selim köprüsüyle birlikte, ne oldu?

Geldik 1520’lere. 8 yıllık padişahlığı sonrasında, Yavuz’un öldüğü tarih 1520. Duraklama dönemine dek, -ismini hepimizin bildiği- tek bir padişah kaldı. İstanbul’a yeni köprü inşa etme hızı bu şekilde giderse, mecburen Duraklama dönemine girecekler. Burada ciddi bir sıkıntı baş gösterebilir tabii. Duraklama ya da Gerileme dönemine ait padişahların isimlerinin, bir yerlerde verildiğini kaç kere gördük?

Bunun uzantısı olarak, mesela eğitim sistemimizde, tarih kitaplarında, yıllarca 500 sayfa “Kuruluş ve Yükselme, 50 sayfa da “Duraklama ve Gerileme” dönemi anlatıldığı için, bu sefer işleri çok zor olacak. Buradan kuruluşa geri gitmek de olmaz, artık mecbur, Sadrazam isimleriyle falan idare edecekler. Böyle bir takıntıyı açıklamak, hem zor hem de çok kolay. Bunun, tarih aşkıyla uzaktan yakından alakası olmadığını biliyoruz. Bunun özünde, hiç bitmeyen o parlak günlere vurgu yapma isteği ve geçmiş üzerinden kendini tanımlayarak iyi hissetme ve hissettirme isteği var elbette.

Sağlıklı bir psikoloji mi? Bence asla değil. Mesela, Fransızların ya da İngilizlerin inşa ettikleri her büyük yapıya, tarihlerinden bir kralın ismini vermelerini hayal edebiliyor musunuz? İnsan düşünmeden edemiyor. Bu topraklardan, çok olmasa da, önemli filozoflar, yazarlar, sanatçılar, mucitler, aydınlar da çıktı. Birçoğunun isminin, ciddi bir birleştirici özelliği var, dizelerini hepimizin ezberi bildiği, birçok şair var. Bu isimlerden birini tercih etmek yerine, tarihin yalnızca bir yönüne bu denli saplanıp kalmak, bugün bulunduğumuz durumu açıklayan en önemli göstergelerden biri aslında. Durmak yok, yola devam… Sonuçta, her yolun bir başlangıcı olduğu gibi, sonu da vardır.

Not: Bu yazı 31 Mayıs 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s