“Benimki Kutsal, Seninki Ruh Hastalığı”

305552-9EB4-672C-C0EF

Yeni bir düşünce özgürlüğü mahkumiyetimiz var. Hayırlı, uğurlu olsun. Sevan Nişanyan’a, Hz Muhammed hakkında söylediği sözler nedeniyle, 13,5 ay hapiz cezası verildi ve Mahkeme Nişanyan’ın sabıkasında, 3 aydan fazla hapis cezası bulunduğuna dikkat çekerek, verilen cezayı ertelemedi.

Nişanyan’ın sözleri şunlardı

“Bundan yüzlerce yıl önce, Allah ile kontak kurduğunu iddia edip; bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek, nefret suçu değildir.”

Bu sözler, hakaret olarak değerlendirildi. Ama mesela, AKP Ankara İl Yönetimi’nden Mahmut Macit, twitter hesabında yazdığı mesajlarda, ateistlerin yok edilmesi gerektiğini, ateizmin, faşizm ve ırkçılık gibi ruh hastalığı olduğunu savundu. Bu sözler, nefret suçu olarak değerlendirilmedi, özlü söz olarak değerlendirilmiş olabilir.

Ya de mesela, Adnan Oktar hakkında, dinsizlere, ateistlere, evrimcilere ve materyalistlere yönelik hakaretleri nedeniyle, savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştu. Savcılık ise, bu ifadelerde, hakaret ve tahrik olduğunu kabul etmekle beraber, bunun ateistler için gerçek ve yakın bir tehlike oluşturmadığı ve ateizmin bir din değil bir felsefi görüş olduğu gerekçesiyle, bu ifadelerin suç teşkil etmediğine kanaat getirmiş ve takipsizlik kararı vermişti.

Çok sıkışırsan, “felsefe” de ve işin içinden çık. Bu gibi sözler, ateistler için herhangi bir tehdit unsuru oluşturmuyor ama mesela Fazıl Say ve Sevan Nişanyan’ın sözleri, doğrudan nefret suçu olarak görülüyor.

Nişanyan, eğer tüm Müslümanları hedef gösterecek bir şekilde konuşsaydı, bu bir nefret suçu olabilirdi, ama bir kesimin kutsal olarak saydıklarını, kimse zorla kutsal saymak zorunda değildir ve eleştirel yaklaşabilir. Bu tarz eleştiriler söz konusu olduğunda, tahammül katsayının ne kadar sınırlı olduğunu, yıllarca birçok örnekte gördük ve görmeye de devam ediyoruz.

Bozulan ezberler, sorgulanan inançlar. Tek bir kişinin bile bu sözlerden etkilenip, bir şekilde sorgulamaya başlamasından o kadar korkuyorlar ki, 2013 yılında dahi, bu gibi cezaları görmeye devam ediyoruz. Ben her şeye rağmen, Sevan Nişanyan’ın hapse gireceğini düşünmüyorum. Ama bu sözlerle ilgili, mahkumiyet kararı vermek bile, en ufak bir yorumda dahi, nasıl da hazırda bekleyen bir mekanizma olduğunu herkesin görmesi açısından, çok önemli.

Değişmeyen, “Big Brother is watching you” durumu.

Birilerinin kutsal olarak benimsediği değerler, yalnızca onları kapsar. Bu şekilde düşünülmezse, o zaman, hemen her gün, dindarlar da ateistlerin değerlerine saldırıyorlar gibi değerlendirilebilir. Gerçi ateistler dava açmaya başlarlarsa, sırf hakaretten, ülkenin 4’te 3’ünün hapse girmesi gerekebilir.

Ateist/dindar konusu açılınca, geçenlerde Radikal’de röportajını okuduğum Pelin Batu’nun, şu sözleri geldi aklıma: “Ateistim ama çoğu insandan dindarım.”

Rahatça anlaşılabilecek bir cümle olmasına rağmen, özellikle Ekşi Sözlük’te, bu açıklamayla ilgili, birçok eleştiri gördüm. Utanmasalar, ergen muamelesi yapacak ve inanılmaz şekilde kafasının karışık olmasıyla itham edeceklerdi Batu’yu. Lisede, müfredata daha çok mantık dersi konması lazımdı, neyse.

Batu, sözleriyle, Tanrı’ya inanmadığını ama eğer dinin özünde, iyi olmaya çalışmak ve aklı kullanmak varsa, hayatında en çok bunları yaptığı için, dindar olarak görülebileceğini kastetmiştir diye düşündüm. Paradoksal gibi görünse de, anlatılmak istenenin açık olduğunu düşünüyorum.

Benim de genel arkadaş çevremden ve etraftan yaptığım gözlemler, ateistlerin, kimseyi incitmek ya da ötekileştirmek gibi bir derdinin olmaması. Dünyada, şiddet ve ötekileştirme dilinden beslenen bir ateist oluşum, fazla göremiyorum. Ama dünyada ve özellikle gelişmemiş toplumlarda, henüz, bu şekilde bir derdi olan, herhangi bir dindar oluşum göremiyorum. Bunun en önemli sebebi, ateizmle doğrudan ilişkili, onu sorgusuz sualsiz kutsayıcı resmi kurumlar olmaması olabilir mi? Ya da, kendilerini ateist olarak tanımlayan insanların, inandıkları sonuçlara, kendi akıllarını kullanarak ulaşmış olmaları gerçeği mesela? Bir yerde, akıl gerçek anlamda kullanılmaya başlanmışsa, nefret kelimesi ve söylemiyle de, büyük oranda vedalaşılmış demektir. Kişi, bağnazlıktan sıyrılmış, kendi doğrularını yaratmıştır. İnsanları, neye inandığına göre değil, neye nasıl inandığına göre değerlendirir. Bir insanın, kurduğu cümlelerdeki altyapıya bakıldığında; kaçının kendi cümlesi olduğu, kaçının “copy paste” yapıldığı rahatlıkla anlaşılır. Zaten, insanlar, o kadar da komplike yaratıklar değiller aslında, bir yerde kolaylıkla ele veriyorlar kendilerini.

Amacım elbette, “Dindarların hepsi kötü, ateistlerin hepsi iyi” gibi, genel bir tanım yapmak değil. Ama illa genellemeye kalkarsak, ortalama alındığında, arada ciddi bir hoşgörü farkı olduğunu düşünüyorum.

Umarım Adnan Oktar gibi insanlara gösterilen hoşgörü, Sevan Nişanyan’a da gösterilir ve bu haksız karardan geri dönülür.

Not: Bu yazı 24 Mayıs 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s