“Aman Efendim! Biz Siyahi Futbolcuları Çok Severiz”

muzzzzzzz_15052013_1544_480p_wmp4-5D50-2BC1-FA6AYine yoğun tartışmalarla ve kavgalarla dolu bir futbol haftasını geride bıraktık. Galatasaray’ın şampiyon olarak tamamladığı 2012-2013 sezonu, bu hafta sonu oynanacak maçlarla sona erecek.

Geçen haftanın en çok konuşulan olayı, kuşkusuz, Fenerbahçe-Galatasaray derbisindeki olaylardı. Bir kez daha, saha içi ve dışındaki olaylar, derbinin önüne geçti. Maçla ilgili, benim açımdan en keyif verici şey, Fenerbahçe’nin Kadıköy’de yine kazanarak, 13,5 yıllık Kadıköy’de kaybetmeme geleneğini sürdürmesi oldu. Bunun haricinde ise, maalesef, yine hoş olmayan bir takım olaylar gelişti. Volkan-Sabri kavgasının ve iki futbolcunun, maçın sonrasındaki söylemlerinin detayına, fazla girmeye gerek yok. Her yerde olduğu gibi, futbolda da böyle insanlar var, işini iyi yapmaya odaklanmak yerine, ucuz hareketlerle insanların gözünde yükselmek isteyen. Yıllarca, bu tarz hareketleri yapan insanların tribünlerin sevgilisi olduğunu düşünürsek, bu kişileri çok da suçlayamayız elbette. Bir nevi, işyerindeki üstüne güzel görünmeye çalışıp, terfi etmeyi kolaylaştırmak gibi. Son zamanlarda, klişe haline getirdiğim bir düşüncemi, burada tekrarlamak istiyorum. “Onlar yalnızca, yapmaları gerekeni yapıyorlar.” O hareketlerin, çoğunluk tarafından, hoş görülmediğini anladıkların gün, yapmayı da bırakacaklardır.

Derbiye dönersek; Fenerbahçe açısından, iyi geçen bir maç oldu. Psikolojik açıdan, maça Şampiyon olarak gelen Galatasaray’ı yenmek önemliydi. Ayrıca, Kadıköy’deki geleneği sürdürmek ve ilk 2’yi garantilemek adına, önemli bir galibiyetti.

Ve evet? Gecenin en çok konuşulan fotoğrafı ise, elindeki muzla sahaya işaret yapan, birkaç Fenerbahçe taraftarı oldu.

Bu kişiler, önceki günkü basın toplantısında, “Benim siyah arkadaşlarım da var” klişesiyle, olayın ırkçılıkla alakası olmadığını söylediler. Bu gibi durumlarda, en çok “Benim şöyle arkadaşlarım da var” klişesinden korkmak gerektiğini, bu konularla genel olarak ilgilenen arkadaşlar bileceklerdir. Bunun yanında, arkadaşlar, sindirim sistemlerindeki sorun nedeniyle, bu aralar meyve ağırlıklı beslendiklerini ifade ettiler. O yüzden, o gün, stada muzla gelmişler. Tamam, peki, hadi burası da mantıklı diyelim. Peki, tellere tırmanıp, sahaya doğru, elde muzla işaret yapmak nedir? Olayın doğaçlama geliştiği ve şanssız bir fotoğraflanma anından ibaret olduğunu düşünmek için, sanırım, bir hayli iyimser olmaya ihtiyaç var. Sahada, o anda yalnızca Galatasaray’ın kalecisi Muslera’nın olduğunu iddia etseler de, maalesef bazı fotoğraflar, durumun tam öyle olmadığını gösteriyor. Üstüne üstlük, Fenerbahçe’de, 3 tane siyahi oyuncu olduğunu düşünürsek, bir insanın gerçekten de, bu kadar aptalca bir hareket yapmış olmasına, ihtimal vermek istemiyor insan. Drogba da buna benzer bir yorumda bulundu maç sonrasında. Ancak, bir fotoğraf üzerinden, tüm Fenerbahçelileri eleştirmesi ve henüz 3 aydır tanıdığı kendi taraftarını övmesi, zekasına ve tecrübesine yakışmadı.

Olayın bir yönü bu, diğer yönü ise, muzun, yurdum insanının bir kesiminin, cinsellik dolu esprilerine maruz kalan bir meyve olması. Bu kişinin de, belki Muslera’ya, belki de diğer futbolculara, o tarz bir hareket yapmış olması da muhtemel. Avrupalı, statta muzu, genel olarak ırkçılıkla bağlantılı olarak kullanıyor. Bizde ise durum, oturtamadığımız cinsellik anlayışımız sebebiyle, biraz daha karmaşık.

Yani kısacası efendim, genelde, bizdeki ırkçılık tam olarak bu şekilde çalışmıyor.

Dünkü basın toplantısına dönersek; Fenerbahçeli yönetici, “Efendim, bizim kültürümüzde böyle (ırkçılık vs) şeyler yok, bu gibi şeyler çıkartarak, Türkiye‘yi Avrupa’ya rezil ediyorlar” cümleleri eşliğinde bir savunma yaptı. Yani, hiç bitmeyen, o meşhur, “ülkemiz dünyaya rezil oluyor” düşüncesi.

Biz, içimizde her türlü pisliği yapabiliriz, her türlü kıyımı, aşağılamayı yaparız ama ne olursa olsun; ülkemiz dünyaya rezil olmasın. O yüzden işi, en kestirmeden, “birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz şu günler” klişesine bağladı. Tipik bir özeleştiri yapmaktan aciz yönetici profili. Bir gün, bu kişilerden kurtulmak, Türkiye’de futbol için, bir milat olacak.

Olayın bir başka boyutu da, bu tartışmalar üzerinden Fenerbahçe’yi suçlayanlar. Sanırsınız ki, kendi taraftarları, her zaman en centilmen, her zaman en sağduyulu taraftar. Sapla samanı ayıramamak; bölüm 14,039.

Daha 3-4 yıl önce, Galatasaray taraftarının, Sivasspor forması giyen, İsrailli futbolcu Balili’ye, “i..e Balili, O.Ç İsrail” diye bağırdığını hatırlıyorum mesela. Ama pardon doğru, ırkçılık yalnızca siyahlara yapılıyordu, inanç üzerinden yapılan aşağılamalar ırkçılık sayılmıyordu. Mesela, birine, “Çok çingenesin sen de ya” diyip O’nu cimri olmakla suçlamak aslında ırkçılık değildir. Milli maçta Ermenilere küfrederiz, canımız sıkıldı mı Alevilerin kapılarını işaretleriz, Kürtleri yıllardır aşağılarız… Ermenilere, Yahudilere, Rumlara, Kürtlere, Alevilere kısaca “Sünni-Türk” olmayan, tüm ötekilere yapılanlar ırkçılık değil. Onlar başka bir şey işte, ırkçılık değil. Hatta bu “gavur” lafı, asla aşağılamak için değildir, biz o sözcüğü, yalnızca, “Müslüman ve Türk değil” anlamında kullanmak için yaratmışızdır. Kesinlikle burada bir aşağılama yoktur.  Bir şeyi, bu kadar sorgusuz sualsiz içselleştirirseniz, yüzyıllarca, onun ne anlama geldiğinin farkına dahi varmazsınız.

Görüldüğü gibi, sicilimizde, bu tarz olaylardan çok var. Bu yüzden, Galatasaraylı, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı diye genelleme yapmak, bize hiçbiri yere götürmez çünkü 3 aşağı 5 yukarı, tüm taraftarlar ve taraftar grupları birbirinin aynıdır. Burada belki, çok küçük bir farkla, Beşiktaş’ın Çarşı grubu ayrılabilir. O ayrılığından özünde de, özellikle son 15 yılda, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın gölgesinde kalmanın getirdiği bir yalnızlık ve dışlanmışlık hissinin, farklı konularda bir bilinç yaratmış olması, yatıyor olabilir. Yoksa tarihte, ufak da olsa, böyle bir ayrım için, mantıklı bir sebep yok.

Tüm bunlar eşliğinde, “Bizde, ırkçılık yoktur. Biz asla, siyahi futbolcuları yuhalayıp, muz göstermeyiz onlara” diye bir savunma yapmak, elbette çok çocukça kalıyor. Eğer, ortada ırkçılık olmadığına dair bir iddia varsa, en azından, klişeler yerine, fotoğraflarla desteklenmeli, eğer desteklenemiyorsa da, özür dilenmeli. “O tarz işler, yalnızca Avrupa’nın işidir, biz siyahi futbolcuları çok severiz. Irkçılık bizim kültürümüzde asla ama asla yoktur.” gibi cümleler, yeterli değil. Bir de üstüne, sanki stada muzla gitmek, çok olağan bir hareketmiş gibi, “Bu haberler niye çıkıyor” diye sitem edip, Türkiye’yi yıpratıyor diye kızıyorlar. Keşke, şöyle adamakıllı bir şekilde yıpranabilse, hatta dibe vurabilse de, sonunda, bir şeylerin farkına varmak konusunda, kitleleri harekete geçirse. İnsan, en dibe vurduğunu hissettiği an, uyanır, yeni şeyler inşa etmek için şevk duyar, hatalardan ders alır. “Ne var yahu, ortada bir şey yok ki” diyerek sorunları gömmeye devam ettikçe, o toplumdan hiçbir şey olmaz.

Bu yazıyı da, her zamanki iyimser havayla, kapatmak istiyorum.  Bu görüntüler, tüm bu kavgalardan ve hareketlerden rahatsız olan ve hatta tiksinen bizlerin, futboldan ve spordan soğumamıza neden olup, spordan aldığımız keyfi azaltmamalı. Elimizden geldiğince bu saçmalıkları, bu insanların yüzüne vuralım, hepimiz taraf olsak da, taraf olmanın, bizi, olaylara vicdansız ve sübjektif bir şekilde yaklaşmamıza, neden olmasına izin vermeyelim, sağduyumuzu kaybetmeyelim. Çünkü, taşın altına elimizi koymadığımız sürece, 1000 sene de geçse, bir şeyler değişecek gibi görünmüyor.

Not: Bu yazı 17 Mayıs 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s