Made in Bangladesh

20098716-7A7A-AD6C-4E4BMade in Bangladesh, Made in China, Made in Pakistan, Made in herhangi bir 3. Dünya ülkesi.

Bu made-in’leri, küçükken alınan bazı kıyafet ya da oyuncakların etiketinde, okuduğumu hatırlıyorum. O yıllarda, bunun ne anlama geldiğini bilmiyorken, İngilizceyle tanışınca, ne anlama geldiğini keşfetmiş oldum:

“Bangladeş’te üretildi”, “Çin‘de üretildi.”

Yazının ne anlama geldiğine dair merakın yerini, kısa süre sonra, “İyi de bu markalar, o ülkelerin markaları değil ki. O halde üretim, neden o ülkelerde gerçekleşiyor?” sorusu aldı.

Bu sorunu cevabı da, zamanla ufuklar az çok genişleyince anlaşıldı tabii. 1.Dünya ülkelerinin uluslararası markalarının, işi gücü yok da, üretimlerini, onca maliyete katlanıp, kendi ülkelerinde yapacaklar. Olacak iş mi?

Gelişmemiş ülkelerin ekonomisini “kalkındırmak” varken, neden kendi ülkelerinde üretsinler ki (!) diye düşünüp, kendilerine hak verdim elbette.

Peki, bu gelişmemiş ülkelerin ekonomilerini kalkındırma hikayesi, ne kadar insani koşullar eşliğinde gerçekleşiyor? Çin’de mesela, ayda birkaç dolara, günde 15 saat çalışma durumu, herkesin bildiği bir gerçek. Birçok işçinin, uykusuzluktan ve yorgunluktan fabrikalarda öldüğü haberlerini sıkça duyuyoruz. Çin’in korkunç nüfusu ve doğal olarak sınırsız işgücüne sahip olması, maaşları ciddi şekilde aşağı çekerken, çalışma saatlerini de umarsızca yukarı çekiyor. Bir nevi, kölelik düzeninin modern versiyonu. Belki de, eski çağlardaki kölelik, bu durumdan daha iyi koşullara sahipti. Dünya değiştikçe, kölelik de şekil değiştiriyor.

Benzer şekilde bir durum da, Güney Asya’nın, 170 milyon nüfuslu ülkesi, Bangladeş’te gerçekleşiyor. Ağır çalışma koşullarının hüküm sürdüğü bu ülke, geçen günlerde, korkunç bir haberle dünya gündemine oturdu, ya da bence daha doğrusu, yeterince oturamadı. Yıkılan bir plaza, şu an itibariyle, tam 948 kişinin ölümüne sebep oldu. İşin en korkunç boyutu, yıkımdan kısa süre önce duvarlardaki çatlaklar bariz şekilde görünmesine rağmen, fabrika sahiplerinin, işçileri işten atılma/maaş kesme tehditleriyle zorla çalıştırmaya devam etmiş olması. Hala, enkaz altından cesetler çıkarılmaya devam ediyor. Binada çalışan yüzlerce kişinin, gelirinin, ülkedeki asgari ücret olan 38 doların altında olduğu ve dört aydır maaşlarını alamadıkları da gelen haberler arasında. Bu korkunç koşullar altında gerçekleşen ölümler nedeniyle, protestolar birkaç gündür ülke çapında yayılmış durumda ve hemen hemen her gün, işçilerle polis arasında çatışma olduğu söyleniyor. Beni, bu yıkım ve trajedi sonrasında, en çok şaşkına çeviren şey ise, dünya ve ülke medyasının, bu olaya yaklaşım biçimi oldu.

“948” ölü. Şimdilik. 1-2 aylık herhangi bir bölgesel savaşta dahi, bu kadar fazla sayıda insan ölmüyor. Birkaç hafta önce, Boston’daki bombalamada 2 kişi öldüğünde, Dünya medyası saatlerce canlı yayın yaptı. Benzer şekilde,Türkiye‘de de saatlerce, canlı bağlantılar yapıldı. Bu doğaldır, olacaktır, elbette Boston’da bu durumdan farklı olarak, bilinçli bir saldırı söz konusu ama Bangladeş’teki olay da çok mu farklı sanki? Sonuçta, 948 kişinin öldüğü bir “kazayı”, ara haber olacak geçip, 2 kişinin öldüğü bir saldırıyı saatlerce canlı olarak vermek, dünyanın, özellikle de Batı medyasının korkunç ikiyüzlülüğünü, bence bir kez daha göstermiştir.

Bu gibi, birbirinden farklı olaylar arasında, mukayese yapmak, çok doğru değil elbette. Her olay kendine özeldir, mukayese etmek sağlıksız olur ama bir tarafta “2”, bir tarafta “948” ölü. Rakamlar arasındaki korkunç uçurum, insanı bu şekilde düşünmek zorunda bırakıyor. En azından, bu gibi gelişmemiş ülkelerdeki işgücü piyasasının, dünyaca ünlü markalar tarafından umarsızca sömürülmesi üzerine, birkaç önemli haber yapılabilirdi.

Uluslararası medya, bilançoyu günden günde artırarak aynı haberi tekrarlamak yerine, bu koşulları sorgulayıcı tartışmalar başlatabilirdi. Ama an itibariyle, bu tarz haberler, gündemi hemen hemen hiç işgal etmiyor.

Daha önce çürük raporu verilmiş bir konfeksiyon merkezindeki çalışma koşullarının, dünya medyasında çok daha fazla yer işgal etmesi gerekirdi. Binadaki tekstil üretim hanelerinde, “dünyaca ünlü” markalar için üretim yapılıyor olması, böyle ikiyüzlü bir habercilik anlayışının en önemli sebebi olabilir mi?

Ya da yoksa, sonuçta ölen insanlar, herhangi bir 3. Dünya ülkesinin insanları diye, fazla önemsiz mi görülüyor? Bu durumu yalnızca, “Köpeğin insanı ısırması haber değildir, insanın köpeği ısırması haberdir” sözüyle açıklayamayız bence. Çünkü rakam, “Nasıl olsa Bangladeş’te her gün, kötü çalışma koşulları yüzünden birçok işçi ölüyor” gibi bir düşünceyle, açıklanamayacak kadar fazla.

Bırakın 948’i, gelişmiş ülkelerin herhangi birinde meydana gelen ufak çapta bir kaza, günlerce dünya gündemini meşgul ediyorken, bu denli bir rakam, Dünya ve özellikle en gelişmiş medeniyet olarak gördüğümüz, Batı medeniyetinin medyasının ilgisini çekmeye yetmiyorsa, dürüstlük ve vicdan konusunda, insanlığın önünde daha çok uzun bir yol var demektir.

Not: Bu yazı 10 Mayıs 2013’te Radikal’deki bloğumda yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s