Serdar Ortaç’la Kürtçe Konuşuyorum

fft64_mf1390760-CE44-9DA7-36F6

1999’un Şubat ayı… Ahmet Kaya’nın, Magazin Gazetecileri Derneği Ödül Gecesi’nde ödülünü alırken, Kürt sorunuyla ilgili yaptığı çıkış ve sonrasında gelen yuhalamalar, masaya yağan çatal bıçaklar ve şovenizmle soslanmış şarkılarla, marşlarla sona eren bir gece…

Bilindiği gibi, artık klişeleşmiş bir atmosfer bu topraklar için ezber bozanı dışlamak, ötekileştirmek ve hatta linç etmek. Sonuç olarak, ülkeden kaçırılan bir sanatçı daha ve kısa süre sonra bir başka sürgünde ölüm vakası. Fazlasıyla tanıdık bir durum…

Benim de hafızamda, o günlerle ilgili ufak tefek şeyler mevcut. Bir Ahmet Kaya hayranı değildim o yaşlarda. Şimdi de çok sevdiğim birkaç şarkısı olsa da, açıkçası, ona ilgimin hala hayranlık düzeyinde olduğu söylenemez. Ama Kürt sorununun en sıcak zamanlarında yaptığı çıkış; elbette, O’nun sanatçı kimliğinin yanında, farklı bir duruşu da olduğunu gösteriyor ve ona hayran olmayan insanlar için bile değerli bir kişiye dönüşmesini sağlıyordu. Bugün, artık, her şeyi konuşabiliyoruz diye düşündüğümüz 2013 yılında bile, hala, çok fazla tabu mevcut. 1999 yılındaki tabular, bugünkünden çok daha fazlaydı. Gerçi bugün de farklı türlü tabular şekilleniyor; bu da başka bir durum. Sonuçta, o gün, Ahmet Kaya birilerinin tabularını fazlasıyla sarsmıştı.

Olaya kendi açımdan yaklaşmak gerekirse, o gün; elbette, ortalama Kemalist/Ulusalcı bir aileden ve çevreden gelmemin etkisiyle, ben de “Ne gerek vardı böyle bir şeye, nerden çıktı böyle bir şey” diye düşünmüştüm (ya da belki de düşünmemiştim direkt etraftan duyduklarımı kopyalamıştım). Fazla yargıladığımı hatırlamıyorum ama bir insanın hareketlerini garipsemek de yargılamak olarak görülebilir tabii bir açıdan. O gecenin sonunda, müthiş bir karalama kampanyası başlamıştı medyada da. Atılan manşetler (ki geçen yıllarda bunları atanlar pişmanlıklarını belirtmişlerdi) provokatif olarak değerlendirilebilirdi. Sonuç olarak, Ahmet Kaya; ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve kısa süre sonra Fransa’da hayatını kaybetti.

O gecenin başrollerinden birinde, o günlerin ve bugünün değişmeyen popüler ismi -sahnesi Kenan kadar iyi olmasa da- eşsiz söz yazarı ve yazın şarkı patlatma uzmanı Serdar Ortaç vardı. O da kendi çapında katkısını yapmıştı vatan kurtarmaya. Sonuçta o anda vatan bölünmek üzereydi ve bir şeyler yapılması gerekiyordu. O da kendisinden beklendiği gibi, şarkısını, marşını söyledi ve vatanın kurtarılması konusunda kendisinden bekleneni yaptı!

Aradan yıllar geçti; Türkiye’de çok fazla şey sabit kaldı; ama değişen çok fazla şey de oldu. Kürt sorununa bakış açısı, günümüzde, belli açılardan değişti. İnsanlar, bu konuda, daha fazla fikir belirtmeye ve beyin fırtınası yapmaya başladı. Çözüm üzerine, ateşli tartışmalar yaşandı; ve hala yaşanıyor ve muhtemelen bir süre daha yaşanacak. Son 5 yılda, Kürtçe TV açıldı; Kürtçe yayınlar serbest bırakıldı; Üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü kuruldu. Sonuç olarak, Kürtler; dillerini artık, daha özgürce konuşabiliyorlar. Ülke 90’ların ülkesi değil artık.

Serdar Ortaç konusuna tekrar gelmek gerekirse; o gece, “Padişah” şarkısını -bazı sözleri değiştirerek- söylerken ve izleyenleri gaza getirmeye çalışırken, yüzünden akan cehaleti görmek; fazlasıyla mümkün. Ne yaptığı şeyin, ne de olası sonuçlarının farkında olmadığı çok açık. Fakat sonuçta din ve vatan-millet-bayrak gibi iki önemli konu burada her zaman prim yapar ve O da o anda bu durumun fazlasıyla farkında. Kendisine bir şekilde ezberletilmiş, oynaması gereken rolü oynuyor.

O olayın üstünden tam 14 sene geçti ve birkaç gün önce, bir yarışmanın jüri koltuğunda oturan Serdar Ortaç; sözlerine “Az önce kuliste Orhan Gencebay, bana ders niteliğinde birkaç şey söyledi ve 36 etnik kökenden bahsetti” diye başladı ve şu şekilde devam etti:

“Hepimiz bazı şeyleri yanlış biliyorduk. Bana da bazı şeyler yanlış öğretildi ve geçmişte bazı hatalar yaptım. Umarım burada bir Kürt yarışmacı da Kürtçe bir şarkıyla yarışır bir gün.”

İşte hayat ve tarih böyle bir şey… İnsanların inandıkları ya inandırıldıkları zamanla tepetaklak olabilir.

Aklıma Serdar Ortaç şarkıları geldiğinde; O’nun ismini duyduğumda, midemin bulanmasına ve arkadaşların nişanlarında/düğünlerinde, her türlü şarkıda dahi dans ediyorken, Serdar Ortaç şarkısı çıktığında oturmama sebep olan şey; Serdar Ortaç’ın o geceki cehaletinden ötedir, aslında, benim için. Çünkü insanlar hata yapar, bu çok normal. Hepimiz yapıyoruz. Yapmamaya gayret etsek de elimizde değil; bazen bilinçaltımızın eseri olarak, bazen de, adeta, göz göre göre birçok hata yapıyoruz.

Bence buradaki asıl sorun, 43 yaşına gelmiş bir insanın, geçmişte bu kadar önemli bir olayın başrolündeyken; zaman içinde, bir vicdan muhasebesi yapacak kadar dahi, kendine bir şeyler katamamış olmasıydı. Yıllar sonra bu konu açıldığında “Efendim onuncu yıl marşını söylemenin neresi kötü?” gibi -özrü kabahatinden büyük ve komik- açıklamalar yapması; bu durumun ispatıydı. Ama sonrasında ne olduysa, Serdar Ortaç; birkaç gün önce, yukarıdaki sözleri söyledi. “Konjonktür değişti” gibi bir bakış açısıyla yaklaşılabilecek olsa da ben, bu şekilde yaklaşmayı tercih etmek istemiyorum. En azından şimdilik…

Sonuç olarak değerlendirirsek bu; Serdar Ortaç’ın hayatında bir milattır ve umarım, sözlerinde, samimidir. İnsanları değerlendirirken, ne olursa olsun, kesin yargılarla konuşmamamız gerektiğiyle ilgili bir ders de kendim için çıkarıyorum buradan. Çünkü insanlar değişirler. Karakterlerindeki belli başlı özellikler değişir mi? Bence tartışılır ama hayata bakış açıları, dünya görüşleri vb. fazlasıyla değişebilir. Serdar Ortaç da, kendi çapında, değişmiş olabilir. Belki “Geç olmadı mı” diye değerlendirilebilir ama hayatta “geç” diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Öğrendikçe, düşündükçe ve yaşadıkça, yollar, farklı yerlere çıkabiliyor. Bunlar gerçekleştikçe de, olması gerekenler, kaçınılmaz bir hal alıyor.

Son olarak, bu konuyla ilgili söylenmesi gereken şey; bir sağlamaya ihtiyacı olduğudur. Mesela şöyle bir sağlama uygun olabilir (ama muhtemelen böyle bir senaryoyla asla karşılaşamayacağız):

“Gün gelir de devran döner; Kürt sorunuyla ilgili, bugün yapılanların tam tersini yapmak isteyen ve hatta yapmaya başlayan bir hükümet, iş başına gelirse ve hava bir anda, tam tersine dönerse, acaba o gün de Serdar Ortaç, bu şekilde açıklamalar yapabilir mi?”

Ne dersiniz? Tam bir sağlama olmaz mıydı Serdar Ortaç’ın değişimi hakkında? Ama yüzde 99.9 ihtimalle böyle bir sağlama yapma şansımız olmayacak.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s